Eskiden evimizin bahçe kapısının mutfağa en yakın olan yerinde 3-4 kuyu açılırdı.
Birinci kuyu 40-50 santim eninde ve derinliğinde, diğeri 60-70 santim eninde ve derinliğinde, bir diğeri de 80-80 santim olarak hazırlanırdı. Açılan kuyulardan çıkartılan topraklar bir kenara konur, içlerine çuval kumaşı serilirdi.
Tahta parçaları kenarlara özenle yerleştirilir ve kuyuların içine pırasa, lahana, turp, şalgam, mor ve sarı havuçlar doldurulurdu. Sonra üzerine yeniden tahta parçaları yerleştirilir ve en üst bölüme çuval kumaşı serilirdi. Çuval kumaşının üzerine de özel bir karışım yerleştirilir ve hepsi tahta parçası ile kapatılırdı. Sonrasında, bu düzeneğin yan taraflarına kuyu içinden yiyecek alırken tutamak görevi görmesi için özel saplar çakılırdı.
Biz çocuklar için pencerede oturup bu kuyuların açılmasını seyretmek, büyük bir eğlence olurdu. DEVAMINI OKU »
Türk halkı için beslenmenin temelinde ekmek vardır. Ekmek demek un demektir. Ama çok eskilerdeki gibi doğal un ile yapılmış esmer ekmek olmalıdır.
Günümüzde buğday un haline getirilirken,yanlış ve hatalı reklamların etkilemesi sonunda bizler buğdayın içindeki ana besin maddeleri, vitaminler ve mineraller çıkarılıp atılan,sadece rengine hayaran kaldığımız beyaz unla yapılan ekmekle besleniyoruz, kepekli ekmek istersen daha pahalı kepekli ekmek almak zorundasın.Uygulanan yanlış buğday ve un politikaları sonunda halkın sağlıklı beslenmesine imkanı elinden alınmış oluyor. Eski usul değirmenlerde buğday öğütülerek kepekli un ile ekmek yapılmaya devam edilseydi şimdilerde moda olan vitaminlere onca paralar ödeyip kullanmayacaktık. DEVAMINI OKU »
Kahve’nin kültürümüzdeki gelişimi ve öğrendiklerimiz
Çocuklar kahve içmez kararırsın diyerek yasaklarlardı büyüklerimiz, bende mis gibi kokan taze kavrulmuş kahvenin kokusunu içime çeke çeke “ne zaman bende büyüyüp içeceğim ananeciğim” diye sorardım.
Annanem “anakız” hanım, ehl-i keyif, kahve tiryakisi bir hanımdı. Tüm tanıdıkları, hediye olarak annaneme çiğ kahve getirirlermış,(eskilerden kalan bir adettir derdi ananem.) çünkü kahve her zaman satılmaz ve dükkanlarda bulunmazmış. Annaneme “hala” diye hitap ederlerdi ve Anakız hala “”senin kahvenin lezzetini başka bir yerde bulamıyoruz , hanımlarımıza ögretmiyorsun diye takılırlardı. DEVAMINI OKU »
TRT TürkSite Programını izlemek için TIKLAYINIZ.
Yine ateşli ve ağrılı bir süreç geçirdim. Bu sene bağışıklık sistemimi yeteri kadar güçlendirememişim ki, sık sık hastalanıyorum. Düşmeyen inatçı ateş ve romatizma ağrılarının atağa geçmesi beni yıldırmaya çalışıyor, ama pes etmiyeceğim. Planlanan işleri yetiştirmek ve verilen sözlerin tutulması için de Allah’ ın izni ile çabalıyorum.
İzmir yolculuğu yaklaştıkca gözümde büyüyordu. TRT Int kanalında yayınlanan TürkSite programının canlı yayın konuğu olacaktık. Uçak biletlerimiz Cumartesi günü için alınmıştı. Ancak Çarşamba günkü kötü uçak kazası haberi bizi korkuttuğu için biletlerimizi iptal etmek durumunda kalmıştık. Işıl zaten uçakla gitmek istemiyordu. Yolculuğumuzu otobüs ile yapacaktık.
Hollada da düşen uçağın manzarası, bizleri çok üzdü ve bir o kadar da düşündürdü. Kaza ile ilgili ilk önce ölen kimsenin olmadığını duyuruldu, sonra ölü var dendi, sonra ölenlerin sayısı arttı. Hollanda yetkilileri kaza ile ilgili basın toplantıları yaparken, bizden hiç bir devlet yetkilisi veya THY yetkilisi basın bülteni yapmıyordu. Haberler doğru değildi. Gerçi bu akşam Hollanda yetkilileri yaptıkları basın açıklamasında , neredeyse tüm hatayı pilotlara yükledi , ama yine de kaza yapan firmaya bir güvensizlik oluşmuştu, ve biz de karayolu ile gidecektik İzmir’ e. Yarım saatlik yolu 8 saatte gidecektik. DEVAMINI OKU »
Muharrem ayı Hicri takvimin birinci ayıdır. Onuncu günün ismi ise “Aşure“dir. “Aşere” Arapça’ da “on” anlamına gelir.
Peygamberimiz Hz. Muhammet, Medine’ye hicretten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. “Bu ne orucudur?” diye sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.
Aleviler muharrem ayının ilk 12 günü, “kerbela” felaketini anarak matem içinde oruç tutarlar. Kerbela olayında Hz. Ali’ nin oğlu Hz. Hüseyin şehit edilmiştir. Orucun bitiminde , İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’da kurtulması ve Hz. Ali soyunun ondan sürmesinden duyulan memnuniyeti ifade etmesi için aşure dağıtılır. Aşura Aleviler için aynı anda lokma’dır. Lokma’nın anlamı ise paylaşımdır. Türk kültüründe ve haliyle Alevilerde paylaşımın yeri çok önemlidir. Bu sebeple Aleviler Hakkın rızası için, tuttuğu oruçlar niyetine de aşureleri lokma niyetine yapar ve dağıtır. 12 imamlar adına 12 gün oruç tuttuktan sonra, 12 inci günü ,12 malzeme ile pişirilen aşure komşuya ve fakirlere dağıtılır. Bu aşurenin içindeki 12 adet gıda maddesi;aşurelik buydağ, su, şeker, susam, nohut, bakla, fasulye, üzüm, incir, kestane, nar, fındık veya cevizdir. DEVAMINI OKU »




