Yarın Işıl ile birlikte ,17 Aralık 2010 Cuma günü “Turizme Yön Verenler” konferans zincirinin 7. durağı , Mengen’ deki Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mengen Meslek Yüksekokulu’nda olacağız.
Konferans Ana Başlıkları;
• Turizmin gerçekleri ve sektörün alt yapı sorunu,
• Meslek, dernek ve federasyonlarının çalışmaları,
• Türk mutfak kültürün devamı tanıtılması ve yöresel yemeklerin turizme katkıları,
• Aşçılık meslek yüksek okullarında ki eğitim,
• İş teknikleri, başarının yolu,
• Turizm de yöresel yemeklerin önemi,
• Mengen’nin aşçılık mesleğindeki yeri ve önemi,
şeklinde olacak.
Sabah erkenden yola çıkıp aynı gün dönmeyi planlıyoruz. İzleyenler arasında bir çok aşçılık öğrencisini görmeyi umuyorum. Mevcut durumun pek de iç açıcı olmamasını konunun uzmanlarının doğru işlere imza atamıyor olmasının sebep olduğunu söylemek de olacağı için, umudumuz yeni nesildedir. DEVAMINI OKU »
Eskiden evimizin bahçe kapısının mutfağa en yakın olan yerinde 3-4 kuyu açılırdı.
Birinci kuyu 40-50 santim eninde ve derinliğinde, diğeri 60-70 santim eninde ve derinliğinde, bir diğeri de 80-80 santim olarak hazırlanırdı. Açılan kuyulardan çıkartılan topraklar bir kenara konur, içlerine çuval kumaşı serilirdi.
Tahta parçaları kenarlara özenle yerleştirilir ve kuyuların içine pırasa, lahana, turp, şalgam, mor ve sarı havuçlar doldurulurdu. Sonra üzerine yeniden tahta parçaları yerleştirilir ve en üst bölüme çuval kumaşı serilirdi. Çuval kumaşının üzerine de özel bir karışım yerleştirilir ve hepsi tahta parçası ile kapatılırdı. Sonrasında, bu düzeneğin yan taraflarına kuyu içinden yiyecek alırken tutamak görevi görmesi için özel saplar çakılırdı.
Biz çocuklar için pencerede oturup bu kuyuların açılmasını seyretmek, büyük bir eğlence olurdu. DEVAMINI OKU »
Çok eskilerde, yeni yılı karşılarken, ailecek , kalabalık olacağından dolayı, büyük odalı ve rahat ısıtılan bir evde toplanılırdı. Yeni yıl için ortaklaşa yemekler hazırlanır, yemeğin ardından da ud veya kanun çalan babalarla birlikte güzel sesli annelerin söydediği fasıllarda şarkılarla,türkülerle eğlenilirdi.
Bir araya gelen akrabalar veya ahbaplardan kim en iyi neyi yapıyorsa onu yaparak ev sabibinin daha az yorulmasını sağlarlardı. Pek çok çeşidin bulunduğu lezzetli sofralar hazınlanırdı. Aklımda kalanlar, su böreği, zeytinyağlı barbunya pilaki, zeytinyağlı karışık sarma, peynir salatası, karışık salata…Bunlar ve dahası yeni yıl karşılamasında pişirilirdi. Sucuk ve evde hazırlanan pastırma sofrada olmazsa olmazlarındandı.
Çiftlikten gelen özel olarak beslenmiş, kuru yolum yapılarak tütsülenen hindi, kurulanarak doluma hazırlanırdı. Sonra hindi, annemin hazırladığı tavuk suyu ile pişirilen iç pilavla doldurulur ve yorgan iğnesine geçirilen iplikle dikilirdi. Hazırlanan büyük bir kazan içine konan özel sacayağı üzerine hindi yerleştirilirdi. Kazanın dibine hindinin değmeyeceği miktarda su konarak kazanın kapağı hamurla sıvanıp kapatılırdı. Kazanın altı önce harlı, sonra kışık ateş ve sonraları kor takviyesi ile başından ayrılmadan 4-5 saat veya hindinin büyüklüğüne göre 5-6 saat içinde pişirlirdi.
Kazan kapağı tamamen hamurla kapatılırken 1 santimlik bir kısmı açık bırakılırdı. Anneme nedenini sorduğum zaman; “fazla buharın çıkarılması için gerekli”yanıtını verirdi. Pişirme süresinde ara ara bu delik hamurla sıvanır, tekrar açılırdı.(Düdüklü tenceresinin buluş aşamasında , bu tekniğin ilham verdiğini düşünüyorum.) DEVAMINI OKU »
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim…
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış…
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin…
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş…
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim…
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye… DEVAMINI OKU »
Yüce Rahman adıyla sana verdim selam
Gel dostum oturalım edelim iki kelam
Paylaşalım acımızı dinleyelim meram
Can dostluk kolayına kazanılırmı DEVAMINI OKU »





