Yarın, 3 mart 2011 tarihinde, Chefsteam’ in (Şefler Ekibi) organize ettigi seminer için, Yeniçaga Otelcilik ve Turizm meslek lisesinde olacağız.
Yasin Sözen, Hüseyin Kurt, Hakan Soykan, Haşim Demirtaş ve ben çeşitli konular hakkında bilgi vereceğiz.
Seminer hakkındaki yorumlarımı dönüşte bu sayfada sizlerle paylaşmak üzere…
Ramazan ayı gelince nedense hep çocukluğum ve eskiden yaşadığımız günler aklıma geliyor. Bu haftaki yazım içinde şimdiki Ramazanlara ait güzel bir şeyler anlatmayı istedim, ancak hiçbir şey aklıma gelmedi. Televizyonlardaki yeni nesil reklamlarda gazlı içecekler ile kurulan iftar sofralarının çocukların beynine işleniyor olmasından mı bahsedeceğim? Veya dünyanın en eski hazır çorbası olan tarhanayı bilmeyen nesillere içirilen, içinde katkı maddesi olan hazır çorbalardan mı?… İnsanların bayram veya seyranlarda birbirlerini ziyaret etmek yerine cep telefonlarından hazır mesaj göndermeleri de bahis konusu olabilir elbette. Ananelerimizden, gelenek ve göreneklerimizden çok uzaklaştık, kendimize yabancılaştık. Hoşaflarımızı unuttuk, siyah gazlı içecekler ile oruç açar olduk. Ben bu medeniyet adı altında Batı’ya özenmeyi, sahip olduklarımızı yok saymayı, kendi kimliğimizden uzaklaşmayı hiç sevemedim, sevmeyeceğim de…
Bir de bunlara son yıllarda tüm televizyon kanallarının ilgi gösterdiği yemek programları ekleniyor. Bu sene çeşitli kanallarda yayınlanan yemek programlarında gençler yılların yöresel yemeklerini kendi yorumlarını katarak sunuyorlar. Daha da kötüsü “Bu da benim yorumum” deme cesareti gösteriyorlar. Örneğin geçen gün bu programların birinde yemek yapan kişi Karadeniz yöresinin meşhur “Laz böreğini” hazır börek yufkası ile aslına uygun olmayan biçimde yaptı. DEVAMINI OKU »
Çocukluğumda, henüz apartmanlar mantar gibi hızlı bir şekilde ortalığa yayılmamış iken, geniş bahçeler içinde müstakil evlerde yaşanırdı. Evin oğlu evlendiği zaman evin bir odası yeni gelin için döşenirdi. Tüm aile bireyleri büyük sofralarda beraber yemeklerini yerlerdi. Geniş bahçenin içinde kurulan sofrada söz her zaman annenin olurdu. Kayınbaba ise gelinlerle muhatap olmazdı. Bu evlerde en çok eğlenen ve sefa süren çocuklar olurdu. Babaanne ve anneanneler türlü fedakârlıklarla zamanlarının büyük bir kısmını torunları için harcarlar ve büyük bir sabırla onları büyütürlerdi. Ben de anneannem ile kısa da olsa, çok güzel hatıralarla dolu, unutamadığım zamanlar geçirdim.
Kalabalık ailenin içinde çocuk olmak çok güzeldi. Ramazan ayı boyunca evdeki büyüklerin telaşı, koşuşturmaları, yemek vaktine yakın mutfaktaki hazırlıklar bize oyun gibi gelirdi. Ramazan ayı gelmişti ve evimizdeki büyükler oruç tutuyorlardı. 5 veya 6 yaşımda iken, ben de oruç tutmak istiyordum, ancak annem ve babam çok küçük olduğumu söyleyerek bu isteğime izin vermediler. DEVAMINI OKU »
Eskiden büyüklerimiz, “1 çeşit zeytin var sofrada, diğer yeşil zeytinin işi ne?” derler ve fazla gördükleri yiyecekleri sofradan kaldırtırlardı. Böylece Ramazan sofralarımız olabildiğince sade bir hale gelirdi.
Küçükken bunun sebebini anlayamazdık, ancak Ramazan ayının, oruç tutmanın anlamını kavradıkça biz de çocuklarımıza aynı öğütleri verir olduk.
Bu sıcak yaz günlerinde herkese hayırlı Ramazanlar dilerim. 2-3 senedir Ramazan ayının sıcak havalara rastlaması sonucu insanın sabrı ve dirayet gücü biraz daha önem kazandı. Artan şehir nüfusunun büyük bir bölümünün binalar içinde veya masa başı işlerde çalıştığını ve güneşin kavurucu sıcaklarından korunmasının mümkün olduğunu düşünsek de ne yazık ki güneşin altında çalışmak zorunda olanlar için nefis terbiyesi biraz daha zor olsa gerek. Ancak büyük bir sabır ve inançla oruçlarını tutarlar, tutmaya çalışırlar. DEVAMINI OKU »
Ülkemizin 3 tarafı denizlerle çevrili, topraklarımızın her karesi ise verimli. Cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz. Yanlı medyada ne amaca hizmet ettiği şüphe götüren formatı olan yemek yarışma programları yayınlana dursun, bir taraftan büyük çoğunluğumuz Türk kültürünü hala yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyoruz. Medya maymunları yere göğe sığdıramadıkları egoları ile kendi aralarında eğlenedursunlar, bilmemne şarkıcısı bilmem kaç senedir evlenmeden birlikte yaşadığı kişi ile ayrılmış oladursun, yapay gündemleri temcit pilavına çevirmenin büyüsüne inananlar şimdilik başarılı olduklarını sanadursunlar…
Dediğim gibi pek çoğumuz hala zengin kültürümüzün peşinden, onunla beraber gitmeye devam ediyoruz. 1980 döneminden sonra kültürümüzden uzaklaşan, tanımayan bir nesil yetişmiş olsa bile, yeniden mesafenin kapanacağına da gönülden inanıyoruz. DEVAMINI OKU »





