Eskiden büyüklerimiz, “1 çeşit zeytin var sofrada, diğer yeşil zeytinin işi ne?” derler ve fazla gördükleri yiyecekleri sofradan kaldırtırlardı. Böylece Ramazan sofralarımız olabildiğince sade bir hale gelirdi.
Küçükken bunun sebebini anlayamazdık, ancak Ramazan ayının, oruç tutmanın anlamını kavradıkça biz de çocuklarımıza aynı öğütleri verir olduk.
Bu sıcak yaz günlerinde herkese hayırlı Ramazanlar dilerim. 2-3 senedir Ramazan ayının sıcak havalara rastlaması sonucu insanın sabrı ve dirayet gücü biraz daha önem kazandı. Artan şehir nüfusunun büyük bir bölümünün binalar içinde veya masa başı işlerde çalıştığını ve güneşin kavurucu sıcaklarından korunmasının mümkün olduğunu düşünsek de ne yazık ki güneşin altında çalışmak zorunda olanlar için nefis terbiyesi biraz daha zor olsa gerek. Ancak büyük bir sabır ve inançla oruçlarını tutarlar, tutmaya çalışırlar. DEVAMINI OKU »
Bundan 5 sene evveldi.
İnternet üzerinden canlı yemek programı yaparak bir ilki başarmıştık. Daha sonra videoları anlık izlenebilir olmaktan çıkarıp, devamlı izlenir hale getirmeye karar verdik. 3,5, 10,50 derken şu anda sitemizdeki videolar 1000′ lerle ifade edilen rakamlara ulaştı.
Sitemizi uzun süreden beri takip edenler bilirler. İlk 4 sene Ramazan ayı boyunca canlı yayınlarımıza devam ettik, ancak daha sonra teknik altyapı ile ilgili konulara destek olan kimseler çıkmayınca bıraktık.
Canlı yayın devam etmese bile, yemek çekimlerimize devam ettik.
Torunum Doruk siteyi açtığımızda 2,5 yaşında idi, şimdi ise 7 yaşına girmek üzere. Site ile birlikte o da büyüyor.
Sitemizi takip eden sizlerden gelen ortak yorumlar, yemek tariflerimin bulunması kolay malzemelerle uygulanabilir olması yönünde. Zaten benim de vermek istediğim mesaj bu idi, demek ki doğru yerlere gidiyor ve doğru algılanıyor. Tüm bu veriler ise yaptığım işin doğru olduğunu gösteriyor. 
Aksi halde aşağıdaki yanlış yapanları eleştirmeye hakkım olmayabilirdi:
- Yemeğin ismi havalı (genellikle bu isme daha da havalı olsun diye yabancı kelime de eklenir) diye ülkemizde bulunmayacak, pahalı yurtdışından gelen malzemelerle dolu olan yemek tarifi yazıp altına imzasını atanları,
-İsmi-cismi meşhur olduğu için yazdığı yemek kitabı satar mantığı ile yemek kitabı çıkartanları,
- Yılların ceviz reçelini en az 25 günde hazırlayabilen anneleri yavaş bulmuş olan yeniyetmeler, aynı ceviz reçelinin 1 haftada yapıldığını yazıp köklü yemek kültürünü basite indirgeyenleri,
- uydurma tariflerin olduğu yemek kitabı çıkartabilme küstahlığını gösterip daha sonra da televizyonlar da o kitabın tanıtımını sırıtarak yapanları
- Daha bir nesil önce annanelerimizden gördüğümüz mutfak bilgilerini sanki “Amerika’ yı keşfettim” edası ile ilk kez ekranlarda sunma çabasında olan cahilleri …
İşte tüm bu hataları sadece iki satır kalem oynatmak uğruna yapanları eleştiriyorum. Yemek kültürümüz hakkında söz sahibi olması gereken gerçek aydınlar sussalar dahi, ben yapılan yanlışları söylemeye devam edeceğim, doğrusunu göstererek tabi… DEVAMINI OKU »
Ramazan’da bir ay boyunca sizlerleyim. Kızım Işıl ve ben, Türk damak zevkine uygun yemekleri birlikte hazırlayacağız. İftar ve sahur için iki ayrı menü vereceğiz.
Salı ilk sahur, çarşamba Ramazan 1. İlk hafta açılışı tavuk suyuna şehriye çorbası, sebzeli güveç ve güllaç sarması ile yapıyoruz. Sahur için ise patatesli börek tarifi var. Günlük yemek menümüzü de mutfağınızın bir köşesine asmayı unutmayın.
Ramazan ayı boyunca her hafta sizlerle eskiden geçirdiğimiz Ramazan aylarını paylaşmaya çalışacağım. Eskiden Ramazan ayı boyunca 10-12 kişinin yemek yiyebileceği büyüklükte çapı en az 120�130 santim olan “sofra” denilen tahta yer tablasında iftar açılırdı. Sofra, 35-40 santim yüksekliğinde, açılıp kapanan dört ayaklı tabla altlığının üzerine oturtulurdu. İftar vaktinden önce tüm çocukların karnı doyurulurdu. Yaşlılar oruçlarını hurma veya zeytin ile açtıktan hemen sonra evde toplu namaz kılarlardı. Namaz bittikten sonra sofraya dönüp yemek yemeye devam ederlerdi. DEVAMINI OKU »
Yağ, bal ve pekmezin içeriğinin değiştirildiği, pul biberin zirai ilaçlar nedeniyle zehre dönüştüğü ortaya çıktı. Kırmızı ete, domuz, at ve eşek etinin karıştırıldığı belirlendi. Bebek mamalarında kurşun bulundu .
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2009 yılı gıda denetim programlarına ilişkin sonuçları açıkladı. Verilere göre, bakanlık, ”içerik” ve ”etiket” denetimi olarak iki ayrı kategoride denetim programı yürütürken, etiket denetimlerindeki olumsuz örneklerin oranının çok düşük kaldığı, içerik denetimlerinde ise olumsuz örneklerin kanatlı eti, bal ve pekmezde yoğunlaştığı belirlendi. AB kriterleri de dikkate alınarak yürütülen gıda denetim faaliyetleri programları konusunda geçen yıl 22 bin 172 gıda analizinde içerik denetimi yapıldı.
DEVAMINI OKU »
Beslenme, her yaşta sağlığımızın temelini oluşturur. Acıktığımız zaman bir şeyler yemek ve içmek gerekiyorsa da, gıdalarımızı alırken dikkatli şeçimler yapmak durumundayız. Hele de konu çocuklarımızı ilgilendiriyorsa, onların beslenmesine daha fazla özen göstermek zorundayız. Onun için, özellikle yaz mevsiminde yurdumuzun verimli topraklarının bizlere sunduğu bol çeşitli meyvelerden yararlanmalıyız. Marketlerden katkı maddeleri ile hazırlanmış meyve sularından bahsetmiyorum. Pazardan aldığımız taze meyvelerden evde meyve suları hazırlamaktan bahsediyorum. Meyve sularını hazırlarken işin ucundan çocukların tutması da sağlanırsa meyve suyunu kendisi hazırlayan çocuğun vitaminli suyu içmek istemesi de daha kolaylaşacaktır. Üzüm,Şeftali,Vişne,Kaysıların veya eriklerin çekirdeklerini ayıklarken çocuklarınıza gazlı içeceklerin zararlarından, evde hazırlanan meyve sularının faydalarından, bu şekilde aile bütçesine katkı sağlıyor olduğundan bahsedecek olursanız hem büyüdükleri zaman hatırlayacakları güzel şeyler bırakmış olursunuz hem de sağlıklarına kendisinin sahip çıkması gerektiğini vurgulayarak onurlanmasını sağlamış olursunuz.
Çocuklarınızın, ilk doğduğu günkü bebek olmadığını hatırlayarak ona değer verdiğinizi hissederek sağlığı veya beslenmesi ile ilgili konuları anlatırsanız, anne baba olarak örnek olursanız, evlatlarınız sorun yaratmadan tüm yiyeceklerde ve içeceklerde seçici olmayacaktır. Gazlı içeceklerin zararlarından bahsettikten sonra, ilk futbol karşılaşmasında babasını,annesini,dedesini, gazlı içecek içerken , gören çocuk söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında bir tutarlılık göremeyince de söylediklerinize artık inanmayacaktır. DEVAMINI OKU »
Ulusal Müzik Konseyi’nin temelleri -İTÜ TMDK Müdürü Prof.Dr. Cihat Aşkın tarafından başlatılan ve Türkiye müzik uğraşanlarınca da büyük destek gören bir girişimle- Eylül 2010’da atılıyor.
Konu, hangi alanı olursa olsun, “sanat” ise desteklenmelidir. Hele de fedakarlık yapılarak yoğun çabalar harcanıp ortaya birşeyler çıkartmaya çalışılınıyorsa el ele verilmelidir. Sayın hocamızın belirttiği gibi, birbirimizin hatalarından mutluluk duymak yerine birbirimizin eksikliklerini tamamlayıcı olmalıyız. Sadece musiki alanında değil, eminim tüm meslek alanlarında çalışan herkesin şikayet ettiği bir konudur ” insanların birbirini çekememezliği, arkadan iş çevirmeler, dedikodular, ayak kaydırmacalar, moda tabir ile “işten yıldırma (mobing)” hareketleri… Durum böyle iken dışardan düşmanlarımıza pek de iş düşmüyor, kendi kendimizi bireyler olarak böylesine aşağıya itmeye çalışıyorken. Oysa ki toplumsal olgular aslında bireyler tarafından gerçekleştirilmiyor mu ki? Arkadaş sohbetlerinde veya toplantılarda ” Ne olacak bu memleketin hali? “veya “Siyaset yapan insanlar ne kadar da oyuncu oluyorlar” demek ve uzakta görünen olayları ve kişileri eleştirmekle ülke kurtarılmıyor. Herkesin dönüp kendisine ve kendi dışındaki insanlara hatta kendisine nasıl davrandığına bakması gerekiyor.
İşte böylesi bulanıklaşmış gündelik olaylardan sıyrılıp aşağıdaki gibi güzel haberler alınca seviniyorum. Ve sizleri de haberdar etmek istedim. Yemek dostu olduğu gibi, müzik dostu olan herkesin bilgisine :
Ulusal Müzik Konseyi… Cihat Aşkın
Türkiye’ nin tarihsel ve kültürel geçmişi, ona çok büyük bir misyon yüklemektedir. Jeopolitik konumunun dışında dünya kültürüne bir köprü olarak yön veren yapısı, onu çok kültürlülük kapsamında 21. yüzyılda çok önemli bir mevkiye getirmiştir. Özellikle son 200 yıldır süren değişim hareketlerinde Türkiye sahip olduğu müzik kültürü açısından da dünyanın sayılı ülkelerinden birisidir. DEVAMINI OKU »
Hasret bitti ve yeniden Ege’ nin en temiz havasını soluyabileceğiniz yerlerden biri olan Dikili’ ye göç ettik.
Kaz dağlarındaki ormanlardan gelen bol oksijen Bergama’ ya doğru oluşan bir boğaza doğru akarak havayı tertemiz kılıyor. Hastalar bu nedenle yörede şifa buluyor.
İnternetimiz henüz bağlı olmadığı için bir kaç gün daha sitemden uzak kalacağım, ancak sizlerin yalnız bırakamayacağına eminim:)
21 Haziran 2010 tarihinde, Pazar günü yapılan Türkiye Aşçılar Federasyonu Genel Kurul Toplantısı usul yönünden şaibelidir. Bu konuda isyan edenlere ve yazı yazanların fikirlerine katılıyorum. Ancak bu konu federasyona bağlı olan delegelerin oturdukları yerden şikayet etmeleri yerine, yetkili makamlara müracat ederek toplantı gününü incelemelerini talep etmeleri gerekmektedir. Sadece söylemlerde bulunmak ,yapılması gerekeni yapmadan sadece konuşmak, tüm aşçılık camiayı yaralayarak işi dedikodu boyutuna taşımaktan başka bir işe yaramaz çünkü.
Genel kurul toplantısında dikkatimi çeken çok önemli bir detay tüm delegelerin gözünden kaçtı. O gün aday listesi 2 kere okundu. Ve ne hikmetse, ilk okunan aday listesi daha sonra okunan aday listesi ile aynı değildi. İlk listedeki isimler sonraki listedeki isimlerden farklıydı yani. Bu konuyu farkettiğimde ise aday listesinin yazılı olarak tarafımıza verilmesini istememe rağmen talebim reddedildi. Böyle bir durum ise insanın aklına soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Ortaya çıkan tablo ise divan kurulu üyelerinin, özellikle de kurul başkanının yanlı tavır sergilediğini gözler önüne sermiştir. Toplantı boyunca önceki federasyon yönetiminin yapmış olduğu işler hakkında gündem maddeleri görüşülmeden oldu bittiye getirildi. Ve tertiplenen bu oldu bitti yüzünden, eski federasyon yönetimi ibra edilmeden , tahmini bütçe görüşmeleri yapılmadan toplantı sona erdirildi. Ve alınan bir karar doğrultusunda federasyon seçimlerinin 2 yıldan 4 yıla çıkarılması karara bağlanmıştır. DEVAMINI OKU »
Değerli basın mensupları ve yemek kültürümüze sahip çıkan sağduyulu aşçıların dikkatine,
2908 sayılı Dernekler Kanunu 7 Ekim 1983 gün ve 18184 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Dernekler Kanununun 2. maddesine göre dernek tanımı: “Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklardır”. Aynı kanunun 34. maddesinde ise “Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan ve kamu yararına çalışan en az üç derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri; konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.” denmektedir.
Yıllardır yapmış olduğum yöresel Türk mutfağı araştırmalarımı geliştirmek ve faydalı bir hale getirebilmek için meslek kuruluşu olan her iki federasyonu bünyesindeki aşçılık derneklerine üye oldum. Kuruluş amaçlarının mesleki gelişime ve meslektaşlara özellikle mesleğe yeni başlamış gençlere yardım eli uzatıyor olduğu düşüncesi ile derneklerin kapısını çalmıştım. Oysaki bu derneklerin içlerine girince ortada dönen olayların ve kişilerin amaçlarının hiç de mesleki gelişime katkı yapacak niyetlerde olmadığına tanık oldum. DEVAMINI OKU »
Teğmen Cumhur Akdağ´ın 22 yaşındaki eşi Pınar Akdağ, PKK teröristlerinin hain saldırısı sırasında balkonda başına isabet eden mermiyle yaralandı ve ertesi gün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. 12 Haziran 2010 günü ise cenazesi İzmir’ e getirilerek toprağa verildi. Eğer yaşasaymış yine bugün için aldığı uçak bileti ile İzmir’ e gelip 40 gün önce vefat eden babasının mevlütünü okutacaklarmı. Eşi ile 40 gün önce evlenmişler ve Pınar Akdağ eşini yanlız bırakmak istemediği için Osmaniye’ ye 20 gün önce gelmiş. Ve maalesef artık o da şehitlik mertebesine yükseldi. Allah gani gani rahmet eylesin.
Baharın gelmesi ile inlerinden çıkan insan kılığına girmiş mahluklar, bir kaç ülkeden gönderilen silah ve mermilerle insanımızı öldürmeye başladılar. 30 sene önce planlanıp düğmeye basılan iğrenç saldırıları düzenleyen mahluklar, uyuşturulmuş benlikleri ile kumanda edilmekte ve kendilerine emredilen tüm buyrukları yerine getirmektedirler. 2010 yılı başından beri 40 şehidimizin haberleri gazetelerin köşesinde küçük bir haber olarak verilip halkımızın artık bu olayları kanıksadığı sanan medya maymunları, aslında bunun da hiç de böyle olmadığını ve olmayan şeyleri magazin hale getirmeyi bırakıp gerçekleri görmeyi ve kabul etmeye başlamalılar. Hani pek çok köşe yazarının ağzında pelesenk olan bir söz vardır; ” Basın ahlakı” derler. Gazetecilik eğitimi alan öğrencilere de böyle bir ahlak değerinden bahsedilir. Ancak gerçek hayatın ortasına düşen genç gazetecilerin çoğu nedense kısa bir süre içinde basın ahlaksızlığına alet olarak sistemin çarkına karışır, çok azı ise gerçekleri yazmaya ve sunmaya kendini adar. DEVAMINI OKU »





