Hıdırellezi Kutluyoruz

HIDIRELLEZ ‘de yapılan “Varlık Mayası” ve “Yokluk Mayası” hazırlanışını izlemek isterseni TIKLAYIN.

Hıdırellez, Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Hıdrellez günü, Hızır ve İlyas peygamberlerin yer yüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır.

Milletlerin oluşmasında kültürlerin yeri ve önemi büyüktür. Kültürleri oluşturan önemli unsurların başında ise gelenek-görenek, töre, tören ve inançlar gelmektedir.

Gelenekler, tarihi kesin olarak tespit edilemeyen dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmaksızın atadan oğula kalmıştır. Hukukun bile yetersiz kaldığı zamanlar olmuştur, ancak gelenekler milletleri ayakta tutmayı başarabilmiştir. Bu özellikleri ile millet bağını güçlendiren önemli unsurlardır gelenekler, Türk kültürü içinde canlılığını koruyan geleneklerden biri de “Hıdrellez”dir. Hıdrellez geleneği, bir bayram olarak bütün Türk milletinin topluca katıldığı, kutladığı, bir takım töreleri yerine getirdiği bir bahar bayramıdır. Oldukça eski bir devire inen bu kutlamalar,anadan kıza, babadan oğula günümüze kadar intikal etmiştir. Hıdrellez’den sonra yazın geldiği inancını yaşatan Türk toplumu, Hıdrellez’le birlikte artık karakışın geride kaldığını görmekte ve gelecek günlerin tabiatın canlandığı, yeşerdiği bahar ve yaz günleri olduğunu vurgulamaktadır. İşte böyle bir günü, bir dönüm noktasını “bahar bayramı” olarak bütün imkanlarıyla, duygularıyla, sevinciyle kutlamaya çalışmaktadır. Yüzyıllardır kültürümüz içinde var olan ve günümüzde de canlı bir şekilde hayatını devam ettiren Hıdrellez geleneği, halkın ortak ürünleri olan: maniler, ninniler, atasözleri, bilmeceler vb. ürünleri yanı sıra halk şairlerinin şiirlerine de yansımış, aşıkların tellerinde türkü, dillerinde koşma, semai ve destan olmuştur.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 4,617 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Türk Dünyasının Nevruz Bayramı Kutlu Olsun

Bahar’ ın habercisi olan Nevruz çok eskilerden bu yana  Türk toplumlarında kutlananmaktadır. Uzun bir tarihi geçmişe sahip olan Türk milleti zengin bir kültür birikimine, örf ve adetlerine sahiptir. Bir millet için kültür, sahip olduğu tüm madii ve manevi değerlerin bütünüdür. Bundan dolayı da kültürümüze sahip çıkmak, geleceği taşımak zorundayızdır. Çevresel dış faktörler veya medya yolu ile kirletilmeye çalışılan pek çok değerimiz olsa da, binlerce yıllık geçmişimiz galip çıkacak ve kültürümüz olması gereken yere yeniden gelecektir. Bunun için çalışıyoruz bunun için bildiklerimizi herkesle paylaşıyoruz.

Türklerin en önemli örflerinden biri olan Nevruz bayramı da hak ettiği şekilde kutlanmalı, bir takım etkilerle çirkinleştirilmemelidir elbette. Bu yüzden Nevruz bayramını, nevruz’ un ne olduğunu bilmeli, çocuklarımıza da öğretmeliyiz.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 16,067 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Unutmamamız Gereken Kahraman Türk Kadınları

8 Mart 1850 yılında Amerika’ da işçi kadın ayaklanması sonucunda olaylar çıkmış ve yüzden fazla işçi kadın hayatını kaybetmişti. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki kadınlar toplantısında yaşanan bu acı olayların anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılması önerisi getirildi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Sevgililer gününde sevgiliye, doğum gününde o gün doğan kişiye, yılbaşında sevilenlere hediye alınır peki ya kadınlar günü olarak kutlanan bu günde acaba ne yapılır? Veya kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu düşündüğümüz bir yüzyılda, kadının hala işkence ve şiddete maruz kaldığının önüne geçilmediği düşünülürse, acaba “erkekler günü” diye bir gün de kutlanacak mı? Veya madur kadınların yaşadığı sorunları sadece televizyonlardaki kadın programlarında mı çözülmeye çalışılacak?

Televizyonlara bakıyorsunuz, birbirinin kopyası olan, ilkesiz yayın yapan kalitesiz pek çok program yayını yapılıyor. Hele kadın programları adını verdikleri programlar var ki Türk kadınını her daim ezilen, hor görülen, aldatılan veya aldatan, şahsiyetsiz olarak göstermekten başka bir görevi yokmuş gibi yayın
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 7,144 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Sağlığımızı tehdit eden şeyleri denetliyor muyuz?

Mersin’in Tarsus İlçesi Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, gece kentte bulunan fırınları denetlemiş. Fırında çalışanları da gördüğü manzara karşısında azarlamış. Keşke o raflar, kapılar paslanana kadar ara ara denetim yapılsaydı.  Buna benzer baskınları Uğur Dündar eskiden sık sık yapardı, bizler de şoka girmiş olarak izlerdik. Şimdi de bir belediye başkanı denetim yapmış ve o sırada kamera ile çekilmiş görüntüleri de internette yayınlaşmış.

Hürriyet Video’larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!



Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 1,866 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Bir nefes almak için karda bisikletle düştük yollara…

Biraz nefes almam gerekiyordu. İstanbul artık Şair Orhan Veli Kanık’ ın “İstanbul’ u dinliyorum gözlerim kapalı” şiirinde yazdığı gibi gözler kapatılıp dinlenemiyor. Şiir çok güzel ancak şiirde bahsi geçen İstanbul’ u çeşmeleri, ağaçları, tertemiz denizi, beyefendileri ve hanımefendileri var iken yaşamak şimdiki İstanbul’ u solumaktan çok farklı olsa gerek. Artık1970′ lerde çevrilen Türk filimlerindeki manzaraları bile kaybetmiş bir şehir var bizi boğan. Gün geçtikçe de daha fazla sıkışıyorum. 1980 sonrasında talan edilen ve eşkıya vari insanların cirit attığı koca bir şehre dönüşmüş durumda.

Her konuda değişimin yaşandığı o dönemin sosyolojik etkilerini yazacak değilim elbette. O etkileri zaten her gün trafikte görebiliyoruz. Kendi memleketinden para kazanmak uğruna büyük şehre göç etmiş ve çalarak çırparak mütehatlik yapıp çok para kazanebildiğini görmüş ve varlığını sadece maddi şeylerle gösterebileceği şeyler edinmiş birini ele alalım. Asaletten bihaber olarak yaşayıp, ki sonradan görme deniyor bu tip kişilere halk arasında, arabasını yolun ortasına ( mecazi değil gerçekten arabaların geçtiği yolun ortası) park edip rahatlıkla arabasından inen bu kişi tabii ki siz kırmızı ışıkta beklerken sırıtarak yanınızdan geçer, kurukta beklerken sıranızı çalar, kaçak gecekondu yapıp kaçak elektrik kullanır veya kaçak yapılaşmayı oy uğruna destekler, süt diye süttozu satar, yoğurt diye sulu beyaz kıvamda bir şey satar, katkı maddeli gıdalar üretir, yapar da yapar…Yani bu tip insanlar o kadar çok ki, boğulduğumu hissediyorum bu şehirde.

Gözlerimi kapamak şöyle dursun, geçen gün Kadıköy’ de yayalara yeşil yanıyor iken karşıdan karşıya gegeçerken, kendisine hala kırmızı ışık yanmakta olan taksi son devirde arabayı hareket ettirdi. Saniye farkı ile bana çarpmadı. “Sonra arabadan inen taksici kibarca benden özür diledi” demem gerekirdi aslında değil mi!…Tabii ki özür dilemedi, hatta bağırdı yavaş yürüdüğüm için, daha nasıl hızlı yürünebileceğini sormak aklıma gelmemişti maalesef.  İşte o anlarda medeniyetin ne anlama geldiğini de daha iyi anlıyor insan. Kocaman bir şehire gelmiş ama kendini yetiştirememiş cahillerin yoğun olarak barınmaya çalıştığı bir yer İstanbul. O yüzden gözlerimi kapamak bir yana İstanbul’ da ise insan gözlereini kırpamıyor bile. Her an bir cahil veya eğitimli maganda karşınıza çıkıp ezebilir insanı.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
İzlenim -Yorum bölümünden bu yazı , 3,948 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Toprak bu hainliği hiç hak etmedi

Hülya Erol - AnnemMutfakta.TV

Mevsiminde yetişen sebze ve meyvelerle beslenmek sağlık için oldukça faydalıdır. Domatesi yaz mevsiminde yemek, kışın seralarda yetişenlerinden kaçınmak gerekir mesela.

Bu uygulama mutfak masrafına fazladan yük getirir, sera ürünü olduğu için lezzet olarak da yapay tattadır. Yemeklerimizde kullandığımız domates veya biber salçalarını da yazın sonuna doğru evlerimizde hazırlarız veya hazırlamamız gereklidir. Reyonlarda karşımıza çıkan hazır gıdaların içine uzun süre dayanabilmeleri için pek çok madde katıldığından, en iyisi ve sağlıklısı yine eski usullerle, kendi ellerimizle hazırladığımız kışlık gıdalarımızdır. Kışın kendi hazırladığımız salça ile yaptığımız yemeği veya biber kurusu dolmasını sevdiklerimizle birlikte yemenin tadına doyum olmaz. Şehirde yaşayan ve kış hazırlıklarını büyüklerinden öğrenemeyen gençler için bildiğiniz gibi, www.annemmutfakta.tv kültür eğitimini hâlâ devam ettiriyoruz.

Herkes kendi doğduğu ve büyüdüğü topraklarda yetişen gıdalarla beslense, vücutlarının metabolizması da doğru çalışır. Yurdumuzda her bölge iklim olarak farklılık gösterir. Buna bağlı olarak insan metabolizması iklime ayak uydurmaya çalışarak beslenme alışkanlığını oluşturur. İklimi kuru ve soğuk olan yörelerde yaşayanların beslenme şekli ile iklimi ılık ve nemli olan yörelerde yaşayanların beslenme şekli aynı değildir. Konya’nın yemekleri ile İzmir’in yemeklerinden örnek verecek olursak; Konya’da ağır kış aylarında ısınabilmek için hazırlanan “arabaşı çorbası” veya kenevir helvasının yanında Ege mutfağında zeytinyağlılar ön plana çıkmıştır.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 1,324 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

“Keş” peynir değil kurutulmuş yoğurttur!

www. AnnemMutfakta.tv

Keş, hayvancılık yaparak geçinen  atalarımızın  günümüze taşıdıkları kültür hazinesinden ordaya çıkan ürünlerden birisidir. Evin bereketi sayılan ve mutfağın zenginliğini ifade eden yoğurt ile hazırlanır. Yaz mevsimi gelip sıcaklar bastırınca, her evde bir kaç kişi yaylaya göç ederdi. Yaylalarda doğal otlarla iyi beslenen hayvandan elde edilen ürün de bol olduğu günlerde süt ile çeşitli kışlık gıdalar hazırlanırdı. İşte bu hazırlıklar içinde yer alan “keş” önemli bir yer tutardı. Soğuk kış günlerinde bolca kullanılan “keş”, yemeklere kattığı lezzet ile mutfaklara bereket getirirdi. Tabi sadece geçmiş zamanlarda ait değildir,   günümüzde de  “keş” i bilen ve mutfağında kullananlar da var elbette.

Gelelim keşin hazırlanış aşamalarına;
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 2,484 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Çocuklar okullarda nasıl besleniyorlar, biliyor muyuz?

www.AnnemMutfakta.TV
Anne ve baba’nın en değerli varlığı evlatlarıdır. Onları sağlıklı ve güvenli bir ortamda büyütmek isterler. Anne baba olmayı biz insanoğluna kimse öğretmez. Bir bakarsınız anne baba olmuşsunuz . Anneler hamilelik sürecinde, içgüdüsel olarak yaşayarak, bazen de zorlanarak öğrenir. Karnındaki çocuğunun doğal gelişimini yaşayarak evladı ile iletişim kurar ve ikisi birlikte büyür aslında. Babalar bu devrede doğal olarak duygusal bir gelişim yaşayamazlar. Çocuğu doğduktan sonra onu kucağına alan baba, o andan itibaren ilk duygusal yaklaşmada bulunur veya daha sonraları gerçek iletişime geçerler. Doğanın kanunu bunu gerektirir.

Aileler çocukları evde iken onları sağlıklı beslemeye özen gösterirler. Ailenin kültürü, geleneği, alışkanlıkları , gelir durumu veya tahsil durumu beslenme şeklini belirler. Ancak çocuklar okul çağına gelip evden çıktığı zaman beslenme alışkanlıkları konusunda daha dikkatli davranmak gerekir.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
İzlenim -Yorum bölümünden bu yazı , 2,733 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Aile bütçesine katkı mutfakta başlar

Eskiden ev hanımları mutfakta geliştirdikleri yöntemler ile aile bütçesine büyük katkı yapardı. Özellikle evde hazırlanan gıdalar sayesinde, gözle görünmeyen ancak hesap çıkarıldığında cebimizi koruyan büyük tasarruf sağlanırdı.

Kadınların çalışma hayatına girmesi ile zaman darlığı bahane edilerek gıdaların evde hazırlanması konularına gereken önem verilmemeye başlandı, hatta bu konu unutuldu. Batı özentisi ve tüketim toplumunun kölesi olma hali pek çok insanı sahip olduğu kültüründen neredeyse utanır hale getirdi. Kendi kültürünün zenginliğinden bîhaber olan gençler, pirohi (huluçka) dururken ravyoliyi (İtalyan mantısı ravioli), erişte dururken Çin makarnasını bilir oldular. Evlerde pişen sebzeli sulu pilavlar unutuldu, onun yerine rizotto yemek matah bir şey sanıldı. Şerbet ve şuruplarımızın bir kenara itilip, gazlı içeceklere bağımlı hale gelinmesini de unutmamak lazım.

Ev hanımlarının mutfakta yiyecek saklarken kılı kırk yararak geliştirdikleri yöntemler, onlara besinlerin her kısmının da değerlendirilebileceğini öğretmişti. Sınırlı imkânları ile geçinen ailelerde annelerin mutfaktaki tasarımları ve israfı önlemek için geliştirdikleri yemek çeşitleri büyük oranda gıdaların çöpe dökülmesini de engellemiştir. Taze sağılmış sütün her damlası yoğurt, tereyağı, peynir olarak değerlendirildiği gibi, bayat ekmeklerin çeşitli gıdalarla birlikte pişirilerek (tirit çeşitleri) yemek olarak yenmesi ve çöpe atılmamasını örnek olarak verebiliriz.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 2,414 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

İstanbul’ da otobanın yanıbaşında yetiştirilen sebzeler zehir saçıyor

Yıllardır her gün geçtiğimiz yol kenarındaki tarlayı kısa bir süre önce farkettim. Dişlerimde sorun var ve bir süredir liseden arkadaşım Beste’ nin muayenehanesine gidiyorum. Birkaç dişimin ufak tefek işlerinden sonra, o gün, yani bu tarlayı farkettiğim gün, bir dişimin çekilmesine gelmişti sıra. Oldukça zorlu bir çekimdi. Dişim çekildikten sonra dönüş yolunda etrafıma bir başka gözle bakmış olmalıyım ki, otobanın hemen yanındaki koskoca tarlayı da ilk kez farkediyordum. Bir sonraki dişçiye gidişimde tarlayı inceleyip fotoğrafını çekmeye karar vermiştim. O gün bu gün işte. Arabayı tarlanın bir ucuna doğru giren yolda park ettim. Tarlanın bir kaç fotoğrafını ve video görüntüsünü aldıktan sonra tahta barakalarda sebze satanların yanına yöneldim. Arkasınra Türk bayrağını asmış olan amca beni görünce bir şey alacağımı zannederek tezgaha yanaştı. Ben tarlanın onlar tarafından ekildiğini öğrenince sorularımı arka arkaya sıraladım. Nasıl oldu da İstanbul’ un göbeğinde böylesine büyük bir arazi binasız kalabildi diye merak ediyordum ki arsanın çok yakın bir zamanda satıldığını ve büyük bir inşaat şirketinin kocaman binalar dikeceğini öğrendim.

Ama beni asıl ilgilendiren bu tarlada yetişen onca sebzenin ne olduğu idi. Tezgahta sergilenen sebzelerden bazıları şalgam, turp, pırasa, roka, maydanoz ve hatırlamadığım birkaçı idi. 
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 1,910 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın