-Reklam-
Atam Seni Özlüyoruz
Tarih: 10 Kasım 2008 - 51 kez okundu. - Yorum: 1

Sadece 10 Kasım’ larda değil, her gün özlüyoruz seni Atam…

DENİZLİ’de Pamukkale Üniversitesi’nin hazırladığı Atatürk’ü Anma programına katılan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, `Atatürk’e layık olmak’ konulu bir konferans verdi. Kanadoğlu’nun konuşmasından önce Pamukkale Üniversitesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Orkestra Korosu’nun hazırladığı Atatürk Oratoryosu’nun programı sunuldu. Kanadoğlu, oratoryonun, Atatürk’ü `Mustafa’ filminden daha iyi ifade ettiğini söyledi. Kanadoğlu konuşmasına “Sipariş üzerine belgesel hazırlayanlar, Pamukkale Üniversitesi Korosu’nun Atatürk’ü anlatımını örnek alsın” diye başladı. Kanadoğlu, 10 Kasım’ın Atatürk’ü yas havası içinde anmak değil, yeniden anlamak, hesap verme günü olduğunu söyledi. Kanadoğlu, şöyle konuştu:

“Atatürk’e layık olmak onu anlamakla başlar. Atatürk büyük bir dehaydı. Ümmeti millet haline getirdi, `Türk milleti’ ifadesini ilk kullanan kişidir. Onun kurduğu cumhuriyetin üç temel ilkesi vardır. Bunlar, ulus devlet, laik devlet ve hukuk devletidir. Bunlar, cumhuriyetin vazgeçilmez temelleridir. Laikliğin evrensel tanımı yoktur. Her ülkenin gerçeklerine göre tanımlaması vardır. Türk laikliğini Atatürk, dinin siyasete alet edilmemesi olarak düzenlemiştir. Hukuk devleti, laik devletin güvencesidir. Ulus devlet, laik devletin olmazsa olmazıdır. Türkiye’de ulus devlet yok edilirse tarikatlar, şeyhler, hoca efendilerin at oynattığı ortama sürükleniriz. Bunun için de Atatürk’ün izinden gitmeliyiz. Atatürk’e diktatör diyenler çağdaş demokrasiye nasıl yürünüleceğini gözden kaçıranlardır. Yolsuzluk liginde 58′inci sırada bulunan Türkiye, Atatürk’ün yüzüne nasıl bakar. Dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır. Yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Bunlar için çaba göstermeliyiz ki, Atatürk’ün izinden gittiğimizi ispatlayalım. Eğer Atatürk ile hesaplaşırsak, kendimizde övünülecek bir şey bulamayız. `Bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen Atatürk’ten öğrenecek daha çok şeyimiz var. Ulusal onur, Atatürk’ün vazgeçemediği karakterlerindendir. Yakın zamanda ulusal onurumuzu zedeleyen çok olay yaşadık. Ulusal onurumuzu zedeleyen çabalar affedilemez. Ulusal onurunu kaybeden ülkeler fazla yaşayamaz, başkalarının uşağı olur.” (Ferah IŞIK- Ramazan ÇETİN/ DENİZLİ,(DHA) )

Mustafa Kemal Atatürk’ ün diğer fotoğrafları DEVAMINI OKU »

Gazetede yemek tarifi köşeleri
Tarih: 9 Kasım 2008 - 90 kez okundu. - Yorum: 0

Mutfak ve yemek kültürüne hizmet etmek ağır sorumluluk gerektirir.

Son 1-2 senedir yazılı ve görsel basın bu konularda birçok dergiler ve kitaplar yayınlamaya başladılar.

Bu konu pek çok kişinin ilgisini çekti, gazateler çok satıldı. Satıldıkça yemek yazıları ve ekler verilmeye devam edildi. Talep neye yönelik ise bunu karşılamak gerekliydi elbette. Geçmiş senelerde de böyle hatalar yapılmıştı ve rahmetli Tuğrul Şavkay  yazıların  da, yanlışlar için uyarı yazıları yazmıştı. Ancak pek çok kişi arasında söylenen bir şey var ki, üzerinde durulması ve düşünülmesi gereklidir.

Gazetelerde veya eklerinde çıkan tarifler uygulama aşamasına gelindiğinde maalesef yemeklerin fotoğraflarındaki görüntüye benzer bir hal alamıyor. Ya tarif eksik veya hatalı, yahut da yemek tarifini verenle yemeği yapan kişi aynı kişiler değil!
Olabilir tabi bu. Her gün 2-3 yemek tarifini hem hazırlayıp hem de yazmak. Ancak köfte yemeğinin fotoğrafı yerine kuşbaşı etle hazırlanmış bir yemeği görmek,yöresel bir çorba tarifinin özünde olmıyan, uydurma bir sebze doğranması acı, komik ve yemek kültürümüze yapılan bir ihanetdir. Bu  gazatelere, eklerine olan güvenin kaybolmasına neden olduğu bilinmelidir.
DEVAMINI OKU »

Öfke sizi değil siz öfkeyi kontrol edin
Tarih: 7 Kasım 2008 - 67 kez okundu. - Yorum: 0

Hayat zor dostlar .
Herkes için zor elbette, ancak anne iseniz bu zorluk biraz daha artıyor. Günlük yaşantımız içinde, hele de büyük şehirlerde yaşıyorsak, evde olmasak bile, bir yerden bir yerlere giderken, trafikte , iş yerinde veya herhangi biryerlerde içimizde büyüyen öfkeyi dizginleyemeyebiliyoruz. Öfkemiz çok arttığı zaman, kontrolsüz davranışımızı, üzerinden bir süre geçtikten sonra pişmanlıkla hatırlayabiliyoruz belki de.  Ancak bu zamanlarda işte, çok zor gibi görünse de , öfkemizi kontrol altına almamız gerekiyor. Onun bizi yönetmesine izin vermeyip bizim öfkemizi yönetmemiz bizim için en iyi olanıdır.

Yaşadığımız öfkeyi bizden uzaklaştıracak en iyi şeyin “empati yapmak”" olduğunu düşünüyorum. Eğer gerginlik yaşadığınız veya sinirlendiğiniz bir an durup kendinizi karşınızdakinin yerine koymayı başarabilirseniz, öfkenizin de azaldığını farkedeceksiniz.

Hepimiz için, göz gezdirmenizi istediğim hayatla ilgili , kendi aldığım notlarımdan derlediğim bir kaç önerim olacak:

Gürültü patırtı ortasındaysan, sessizce, sukünetle dolaş, sessizligin içinde huzur var.
sakın unutma bunu.

Herkesle dost olmaya çalış. DEVAMINI OKU »

Bugün 1 Kasım, benim doğum günüm:)
Tarih: 31 Ekim 2008 - 134 kez okundu. - Yorum: 3

Ne mutlu bana sağlıklıyım ve bugün  (1 Kasım) benim doğum günüm. Onca hastalıktan sonra Rabbim beni yine güzel yararlı işlerimi tamamlamam için sağlığıma kavuşturdu.

Onca ters giden tedaviler, bir türlü hastalığımın adının konamaması, kullanılan çok ağır ilaçlar ve yeniden hayata dönüş. İnanç ve azim , eşim ve kızlarımın özverili destekleri ile bu günlere geldim .
Hamdolsun, Allahım bir daha beni el ayak muhtacı yapma.

İnsan hayatında 10 sene çok uzun bir süre. Yarı yatalak ve ızdıraplı geçen seneler, zor bir yaşam.

İltahaplı romatizma teşhisi konalı 10 seneyi geçiyor. Bu hastalığı ancak yaşayanlar ve yakın çevresi bilir, kimselere vermesin gerçekten çok ızdıraplı bir yaşam,bu hastalığın ne zaman atağa geçeceği belli olmuyor.

Herkes bir türlü sınavdan geçiyor, Allah çekilmiyecek dertler, geçemeyecegimız  sınavlar vermesin.

Evet yapılacak çok işler var  durmak bana yakışmaz. Paylaşmak gerekir, yazmak, bilgilerin kaleme alınanlan, tamamlanmış  taslakların  kitaplara dönüştürülmesi lazım,çalışmak, üretmek,doğru ve yararlı işler yapmam için bana ve sifa bekleyen kullarına güç ve sağlık ver allahım.

Doğum günümde, Tv de Canlı yayındayım DEVAMINI OKU »

Cumhuriyet bayramı kutlu olsun.
Tarih: 29 Ekim 2008 - 159 kez okundu. - Yorum: 0


Yıl 29 Ekim 1923, Cumhuriyet ilan edildi…

Peki öncesi neydi?

Meşrutiyet….Yani tek kişinin yönetimi, ve ona yardımcı olan bir meclis…halk isteklerini meclise iletir, meclis ise yöneticiye(kral-padişah) .Eğer yönetici bu isteği kabul ederse o zaman meclis yasa çıkarır…

Ya daha önce ne vardı? Mutlakiyet…Bu yönetim sisteminde meclis dahi yoktu, her şey tek yöneticiye bağlı idi… Emperyalist dediğimiz sömürmeyi seven güçler 1800 lü yıllarda bu sefer Osmanlı imparatorluğunu çökertmek için birleşmişti.

Çeşitli oyunlar, planlar savaşlar sonucunda ,dönemin gerekliliği olan bilime sırtını çeviren Osmanlı imparatorluğunu zayıflatmayı , Kırım savaşı ile dış borç bağımlısı haline getirmeyi, balkan devletlerinin bağımsızlık kışkırtması ile parçalanmasını ve içerdeki işbirlikçileri yüzünden zorla Birinci dünya savaşına sokulması sonucu çöküşüne sebep olmuştu… DEVAMINI OKU »

Kendi yaptığınız maltız üzerindeki yemeğin tadı başka olur
Tarih: 26 Ekim 2008 - 256 kez okundu. - Yorum: 3

Anadolu’da eskiden evler büyük ve herşey düşünülerek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapılırmış. Aileler kalabalık  ve büyüklerle beraber oturulurmuş, ayrıca bağ ve bahçelerde mahsul çok olduğu için evlerin  oturma kısımları,misafirhane,kilerleri, bagımsız bir bölümde mutfak yer ocaklı ve çamaşır yıkama bölümü ,yufka eğlemek için alanı büyükçe tutularak yapılırmış,arsa sorunu yokmuş  bahçede evin ürün ihtiyaçını gideren hayvanlar için de ahır ve samanlık bulunurdu.Samanlığın bir kısmı üzümlerin çiğnendiği sıralık vardı.

benim çocukluğum ve gençliğimde yemekler, evin alt katında bulunan ancak evden bağımsız bir bölümde ve eve bitişik olarak yeralan , genelde bahçe içindeki geniş mutfaklarda hazırlanırdı. Bu geniş mutfaklarda yer ocakları bulunurdu. Büyük ocaklarda bir büyük, bir de küçük tencerede aynı anda yemek pişirilebilirdi. Ocaklarda uzunca olan odunlar yakılır ve biriken korlar sönmeden üzerine teneke örtülerek hava ile teması engellenirdi.

Genellikle akşamları teneke içinde kalan bu korlar, sabaha doğru havasız kaldığı için kömür haline gelmiş olurdu. Tabi anneme yardımcı olarak çalışan teyzeler bu kömürleri de maltızlar için değerlendirirlerdi.Odun olarak meşe odunu kullanılmış ise, ondan elde edilen kömür de çok dayanıklı olurdu.

Hemen hemen her evde 2- 3 tane maltız bulunurdu . Evlerde yaygın olarak kullanılan maltızları genellikle ev kadınları kendileri yaparlardı. Ve hala da yapmaktadırlar. Anadolu kadını her konuda olduğu gibi hep üretmiş ve aile bütcesine katkıda bulunmuştur. Mahallelerde maltız yapan hanımlar vardı. Bu hanımlar takas usulu maltız yaparlar ve evlerine katkı sağlarlardı. Parayla almasanız bile, bahçenizdeki meyve, sebze , buğday, nohut, susam veya pek çok ürün karşılığında maltız edinmiş olurdunuz.

Anadolu’ da kadın , delinen krom veya teneke kovayı  çöpe atmaz onu da değerlendirir. Delik kova onarılır, toprakla sıvanır ve karşımıza  maltız olarak çıkar. Boşalan bir yağ tenekesini de atmaz, tuğlalar döşenir ,çamurla veya çimento ile sıvayarak maltız haline getirerek kullanmak için hazırlar.

Çekim için Dikili’ ye bağlı bir yörük köyü olan Mazılı köy evlerinde idik. Bayram arifesi öncesi dileğimiz bir önceki sene çok yaşlı bir teyzeden öğrendiğimiz tatlıyı araştırmak ve yapacak birisini bulmaktı. Neyse ki bu tatlıyı da kayıt altına alıp o yaşlı (Ümmihan) teyze ile birlikte yok olmasını engellemiş olduk. DEVAMINI OKU »

Sağlıklı yağlar zeytinyağı ve sade yağ
Tarih: 17 Ekim 2008 - 252 kez okundu. - Yorum: 2

Türk Mutfağı oldukça sağlıklı bir mutfaktır ve zeytinyağlılar diye özel  yemek bölümü ilk ve tek bizim mutfağımız da vardır, bu böyle biline ve sahip çıkıla.))))

Gastronomi uzmanlarınında belirttiği üzere, eskiden beri yapılan yemeklerde kullanılan gıdalar ve bunların birbiriyle uyumu, bir kişinin günlük besin ihtiyacını dengeli olarak karşılayabiliyormuş.
Atalarımız bu başarıyı belki farketmeden, belki de hesaplayarak gerçekleştirdiler. Bize düşen görev ise ; mutfağımızdaki bu hazine üzerine serpilmiş olan tozu silip yeniden gençlerimizi sahip olduğu değerlerle tanıştırmaktır.

Mutfağımızda kullanılan yağlar yöresel farklılıklar gösterir. Sağlıklı olan yağları sayarsak,
-Tereyağı (sade yağ)
-Zeytinyağı
-Bitkisel yağlar, ayçicek, mısırözü, fındık, pamuk, susam, haşhaş, kanola yağı olarak kullanılır.

Mutfak dostu olarak sizlere yazma gereği duydum, çünkü gençlerin yazdıkları yorumlar bilgi eksiklikleri içeriyor dolayısiyle, doğru bilgileri sizlerle paylaşmak ve uyarılarda bulunmak istedim. Doğru bilgileri uygulayıp sağlıklı yemekler yapmak size kalıyor. Bilim adamlarının son günlerde yapmış oldukları açıklamalara hepimiz kendi bilgimize göre yorum getiriyoruz. DEVAMINI OKU »

Bergama’ da sadece bir ay yenen ramazan tatlısı zelebiye
Tarih: 13 Ekim 2008 - 252 kez okundu. - Yorum: 6

Dikili’ de ramazan çekimlerimizi gerçekleştirirken, bir Salı günü, Dikili’ nin pazar yerinde bir kuyruk merakımı cezbetti. Kuyruğun başına doğru yöneldiğimde ise , bir poşet içinde satılan pembe beyaz şey gördüm ve ne olduğunu sordum. Tatlıyı satan kişi bu tatlının Bergama’ dan getirtildiğini ve sadece ramazan aylarında çıkartıldığını söyledi.

İşte , daha önce adını duyduğum ancak rastgelmediğimiz “Bergama’ nın ramazan helvası” ile tanışmamız bu şekilde oldu. (Yapılışını izlemek için TIKLAYINIZ) DEVAMINI OKU »

Ayva ekşisi ile yazlığı kapattık
Tarih: 5 Ekim 2008 - 151 kez okundu. - Yorum: 2

Bu sezon da bitti.

Evler tek tek kapandı, etrafımız daki yazlık evlerin kepenkleri kapanınca, bir soğukluk hüzün geliyor şirin sitemize ve mahellemize.

Sonbahar zaten hazanI ve hüznü hatırlatır ve sapsarı yapraklar teker teker dökülür.Doğa yeşilden turuncu ve sarının tonlarına bürünür. Her mevsimin güzelliği olsa da, güz bana hüznü anlatır.

Bahçelerde ayva ağaçları sarı toplarla dolu. Ama iyi ilaçlanmadığı için veya hiç ilaçlanmadığı için  yerlere düşüyor. Hele rüzgar esince çimin üstü sarı toplarla dolu , hepsi bana bakıyorlar.
Kendime söz vermiştim. Hiç bir şey yapmayacaktım. Dönüş öncesi son iki gün dinlenecektim. DEVAMINI OKU »

Süt mahalle sütçülerinden alınır
Tarih: 3 Ekim 2008 - 255 kez okundu. - Yorum: 7

Eskilerde mahallemizde süt satılırdı, ve herkes sütü aldığı kişiyi tanırdı. Hala da az da olsa mahalle sütçüleri sütlerini satmaya devam etmektedir. Eğer günümüz değersizliklerine uymayıp, su katmadan veya hilesiz olarak hazırlanmış ise sütler çok lezzetlidir. Annelerin bebekleri için süt aldıklarını bilen sütçü, özenle sütleri tek bir hayvandan almaya çalışır, seçerek getirirdi. Artık bu tip davranışlar kişinin vicdanına kaldı.
Ben torunum Doruk’ için bu lezzetli ve doğal sütler ile hem yoğurt hem sütlaç ,muhallebiler yaparak gönül rahatlığı ile besledim. Hala açık süt dedikleri , tanıdığımız, ve besi yerlerini gidip gördüğümüz kişilerden satın alıyorum. Taze taze mayaladığımız yoğurtları severek yüketiyor ,hem İstanabul hem de Dikili’ de mis gibi sağma doğal süt kullanıyorum.

Kimi günler sütçümüz gelemedi. Günlük sütler alarak ihtiyaçlarımızı giderek zorunda kaldık, ama neyse ki çok fazla ihtiyaç duyma durumum olmadığı için , çok az sayıda pastorize süt tükettik.
Kutu sütler, diğer hazır gıdalar hazırlanırken olduğu gibi, çeşitli işlemlerden geçirilerek tüketime sunulmaktadır. Dayanma süresi artırmak için kullanılan katkı maddeleri, veya gıdayı özünden ayıran işlemler belki amacına ulaşıp süreyi uzatıyor, ancak sağlık için kötü sonuçlara neden olmaktadır.
Daha önce de yazmıştım. Son günlerde, misafirlik sohbetlerinde dahi konuşulan konuların başında “kanser vakaalarının artışı” geliyor mu? Herkesin çevresinde mutlaka bu hastalığa yakalanan var, ve artık yaş da dinlemiyor. Küçük, büyük, yaşlı…
DEVAMINI OKU »

Toplam 20 sayfa, 14. sayfa gösteriliyor.« İlk...10121314151620...Son »


Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!


© Tüm Hakları Saklıdır - Kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz! Türkiyenin ilk yemek televizyonu resmi blogudur.
Blog yazılımı'nı açık kaynak kod kullanıyoruz, lisansı burada. Geliştiren : Fatih Toprak.