-Reklam-
Unutulmayacak Kahraman Türk Kadınları
Tarih: 6 Mart 2012 - 5.128 kez okundu. - Yorum: 5

8 Mart 1850 yılında Amerika’ da işçi kadın ayaklanması sonucunda olaylar çıkmış ve yüzden fazla işçi kadın hayatını kaybetmişti. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki kadınlar toplantısında yaşanan bu acı olayların anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılması önerisi getirildi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Sevgililer gününde sevgiliye, doğum gününde o gün doğan kişiye, yılbaşında sevilenlere hediye alınır peki ya kadınlar günü olarak kutlanan bu günde acaba ne yapılır? Veya kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu düşündüğümüz bir yüzyılda, kadının hala işkence ve şiddete maruz kaldığının önüne geçilmediği düşünülürse, acaba “erkekler günü” diye bir gün de kutlanacak mı? Veya madur kadınların yaşadığı sorunları sadece televizyonlardaki kadın programlarında mı çözülmeye çalışılacak?

Televizyonlara bakıyorsunuz, birbirinin kopyası olan, ilkesiz yayın yapan kalitesiz pek çok program yayını yapılıyor. Hele kadın programları adını verdikleri programlar var ki Türk kadınını her daim ezilen, hor görülen, aldatılan veya aldatan, şahsiyetsiz olarak göstermekten başka bir görevi yokmuş gibi yayın DEVAMINI OKU »

Ulusal Müzik Konseyi’ nin temelleri 2010 Eylül ayında atılıyor
Tarih: 7 Temmuz 2010 - 369 kez okundu. - Yorum: 0

Ulusal Müzik Konseyi’nin temelleri -İTÜ TMDK Müdürü Prof.Dr. Cihat Aşkın tarafından başlatılan ve Türkiye müzik uğraşanlarınca da büyük destek gören bir girişimle- Eylül 2010’da atılıyor.

Konu, hangi alanı olursa olsun, “sanat” ise desteklenmelidir. Hele de fedakarlık yapılarak yoğun çabalar harcanıp ortaya birşeyler çıkartmaya çalışılınıyorsa el ele verilmelidir. Sayın hocamızın belirttiği gibi, birbirimizin hatalarından mutluluk duymak yerine birbirimizin eksikliklerini tamamlayıcı olmalıyız. Sadece musiki alanında değil, eminim tüm meslek alanlarında çalışan herkesin şikayet ettiği bir konudur ” insanların birbirini çekememezliği, arkadan iş çevirmeler, dedikodular, ayak kaydırmacalar, moda tabir ile “işten yıldırma (mobing)” hareketleri… Durum böyle iken dışardan düşmanlarımıza pek de iş düşmüyor, kendi kendimizi bireyler olarak böylesine aşağıya itmeye çalışıyorken. Oysa ki toplumsal olgular aslında bireyler tarafından gerçekleştirilmiyor mu ki? Arkadaş sohbetlerinde veya toplantılarda ” Ne olacak bu memleketin hali? “veya “Siyaset yapan insanlar ne kadar da oyuncu oluyorlar” demek ve uzakta görünen olayları ve kişileri eleştirmekle ülke kurtarılmıyor. Herkesin dönüp kendisine ve kendi dışındaki insanlara hatta kendisine nasıl davrandığına bakması gerekiyor.

İşte böylesi bulanıklaşmış gündelik olaylardan sıyrılıp aşağıdaki gibi güzel haberler alınca seviniyorum. Ve sizleri de haberdar etmek istedim. Yemek dostu olduğu gibi, müzik dostu olan herkesin bilgisine :

Ulusal Müzik Konseyi… Cihat Aşkın

Türkiye’ nin tarihsel ve kültürel geçmişi, ona çok büyük bir misyon yüklemektedir. Jeopolitik konumunun dışında dünya kültürüne bir köprü olarak yön veren yapısı, onu çok kültürlülük kapsamında 21. yüzyılda çok önemli bir mevkiye getirmiştir. Özellikle son 200 yıldır süren değişim hareketlerinde Türkiye sahip olduğu müzik kültürü açısından da dünyanın sayılı ülkelerinden birisidir. DEVAMINI OKU »

Ahilik geleneği ve bilmediklerimiz
Tarih: 16 Ekim 2009 - 999 kez okundu. - Yorum: 16

Öğlen vaktine doğru alışveriş için evden çıkmışsınız. Baharat almak için yanyana duran iki aktardan birine giriyorsunuz. 100 gr. kekik almak istediğinizi söylüyorsunuz kasadaki görevliye. Ve size şöyle karşılık veriyor: ” Hanımefendi, yanımızdaki komşu aktar bugün için hiç siftah yapmadı, bizdeki baharatlardaki kaliteyi bulabileceğinizi garanti ederim. Bu yüzden lütfen komşumuzdan alışverişinizi yapar mısınız?”…

Böyle bir şeyi duymak, şimdilerde masallardaki kahramanların konuşmaları gibi gelebilir kulaklarımıza. Oysa ki, bu tip olaylar eskiden pek çok kez yaşanırmış. “Ahilik geleneği” sayesinde , Türk toplumunu bir arada tutan saygı ortamı yaratılmış, kültürümüz bu gelenek yardımı ile zenginleşmiş ve nesillere aktarılmıştır.

Geçtiğimiz hafta 13-19 Ekim tarihleri arasında “21. Ahi Evran Anma Haftası” sebebiyle Kırşehir’ de etkinlikler düzenlendi. Ahilik ile ilgili çeşitli illerde paneller düzenlendi, konuşmalar yapıldı. Gazetelerden okuduğumuz kadarı ile, devlet büyüklerimiz de “esnafın birbirine bağlı ve kollayıcı olmasından dolayı krizleri atlattığı” konularına değinmişler. Ancak ne yazık ki herşey sözlerde, harflerin arasında kalıyor kanımca.

Esnafın kendi arasındaki bağı çok iyi bilmiyorum, ancak her yaptığım alış-verişte güler yüzüne veya samimiyetine inandığım bir mağazadan bir ürün alıp, sonrasında bozulması ve geriye döndüğümde o gülümseyen yüzün artık sonsuza dek gülmez maskesi takınma zorunluluğuna şahit olmak benim esnafa olan güvenimi sarsmıştır. Yazımın en başında verdiğim geçmişteki yaşanmışlıkları bıraktım, güler yüzlü, müşterisine saygılı ve onu doğru yönlendiren, mağazasına mümkünse çin malı sokmamış olan bir esnaftan alışveriş yapsam ona şaşırır haldeyim.

Yani fikrimce, ahilik geleneğini bizler çoktan müzeye kaldırmışız. Geriye kalanlar sadece kelimeler. Esnaf arasında yaygınlaştırılan ve “Ahi Evran” tarafından bağlatıldığı var sayılan bir örgütlenme haline gelen ahilik geleneği, Türk toplumu arasında halkın “imece” usulü olarak iş yapmaya alışmasından dolayı yadırganmamış, aksine hızlı bir şekilde yayılmıştır. Gerçek adı “ŞEYH NASURİDDİN MAHMUD EL HOYİ ” olan “Ahi Evran” 1205 yılında Anadolu’ ya gelmiş ve Alaaddin Keykubat’ a ahilik geleneğini içeren fikirlerini sunmuştur. 30 yıl kadar kısa bir sürede ahilik tüm esnaf tarafından benimsenmiş ve yayılmıştır. Birlik içinde kenetlenen halk iş hayatında ahilik, sosyal hayatında imece usulü ile güçlenmesi çok normaldir. Bu kuvveti içerden bozukluk olmadıkça da dışardan kimseler çözemez elbette.

Oysa şimdilerde ne oldu da geçmişimizde , sadece 803 yıl öncesinden değil daha da öncesinden beri sahip olduğumuz değerlerimizi unutmaya daha kötüsü yok saymaya başladık. “Ahilik” kelimesini dahi duymayan yeni nesilden çocuklarımızın olabileceği ihtimali dahi insanı üzmeye yeter. Ve maalesef özellikle iş hayatında görünen odur ki, herkes yaşına veya tecrübesizliğine bakmadan, sadece adı meşhur okullardan mezun olduğu için kendisini hayat bilgini sanıyor. Kendisinden yaşça büyük belki de ömrünü aynı işe adamış olan büyüklerine saygısızlık eden, burun kıvıran ve yaptığı bu saygısızlığı dahi batılılaşma olarak algılayabilen yaşı küçük nesillerimiz maalesef sayıca artmaktadır. DEVAMINI OKU »

Şerbet-Şurup Günleri
Tarih: 23 Mayıs 2009 - 194 kez okundu. - Yorum: 4

“Lezzetname; anılardaki lezzetlerin peşine düşenlerin macerasıdır”

23-24 Mayıs-2009  tarihinde yani bugün “Şerbet ve Şurup” konulu etkinliğe gittik.Önce  konu hakkında konuşmacıları dinledik, öğle yemeği ardından ikinci oturuma geçildi, ve sonrasında çeşitli kurum ve kişilerin hazırladığı özel şurup ve şerbetleri tattık .Hazırlanan tadımlık şerbet ve şuruplar özel çabalar ile günümüze taşınan lezzetlerdir, ancak bizlerin tadına baktığı şerbetlerin arasında gerçeğe yakın olan çok az sayıda  şerbet ve şurup vardı.

Bu lezzetler özellikle Anadolu’ da yaşamış olan bizim neslin çocukluğundan tattığı ve hatırladığı lezzetlerdir. Kitapları açıp veya internet sayfalarını dolaşıp şerbetler hakkında bilgileri okumamıza gerek yok, çünkü çocukluğumuzda eminim pek çok evde anneler meyvelerden içecek yapmıştır. Ancak ne yazık ki şimdiki nesil siyah gazozlu içecek dışında kültürümüze ait olan şerbetlerimizi bilmiyorlar. Dahası kültürümüze ait pek çok şeyi bilmiyorlar. DEVAMINI OKU »

Sütün Fiyatının Yoğurdun Kalitesinin Düşmesine Sevinmiyoruz!
Tarih: 13 Mart 2009 - 122 kez okundu. - Yorum: 3

Bu yazımda hem süt hem de yoğurt üzerinden oynanan oyunlara değineceğim.

Sütün 1 kilosunun fiyatının 50 kuruşun altına inmesine sevinmiyoruz. Bu kriz ortamında aslında indirimlere sevinilir belki ama konu süt fiyatları olunca durum değişiyor. Konunun uzmanları da oldukça endişeli. Çünkü süt üreticileri besledikleri hayvanlara yem alabilmek için , hayvanlardan aldıkları sütten kazandıklarından daha fazla para ödüyorlar.

Düşünebiliyor musunuz, 1 kilo çiğ süt parasıyla 750 gr yem alınabiliyor. Ancak normalde bir kilo süt parasıyla 1.5 kilo yem alınabilmeli ki hayvan doyabilsin. Hayvanlarının yem parasını ödeyemeyen üretici ise ne yapar? Ya hayvanları açlıktan ölüme terkeder, veya mezbahaya göndererek değerlendirir. Ve bu işin görünen sonu süt üretimini bitirmektir kanımca.Yemin fiyatı düşürülemiyorsa bir yerlerde bir yanlışlık yapılıyor anlamına gelmiyor mu? Aynı şey pirinç veya diğer tarım ürünlerini eken çiftçiler içinde geçerli aslında. Çiftçi tarlayı sürmek için traktör için mazota harcadıkları parayı mahsülden çıkaramadıktan sonra ne kadar sürdürebilir ki işini? Mazot fiyatlarının artışı ile  hayvanların yem fiyatlarının artışı aslında aynı kapıya çıkartıyor bizi. Enerji fiyatları artmış, enerji alamayanlar ise yerinden hareket edemez hale gelmiştir. Bu gidiş gidiş değildir… DEVAMINI OKU »

Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123


Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!


© Tüm Hakları Saklıdır - Kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz! Türkiyenin ilk yemek televizyonu resmi blogudur.
Blog yazılımı'nı açık kaynak kod kullanıyoruz, lisansı burada. Geliştiren : Fatih Toprak.