21 Haziran 2010 tarihinde, Pazar günü yapılan Türkiye Aşçılar Federasyonu Genel Kurul Toplantısı usul yönünden şaibelidir. Bu konuda isyan edenlere ve yazı yazanların fikirlerine katılıyorum. Ancak bu konu federasyona bağlı olan delegelerin oturdukları yerden şikayet etmeleri yerine, yetkili makamlara müracat ederek toplantı gününü incelemelerini talep etmeleri gerekmektedir. Sadece söylemlerde bulunmak ,yapılması gerekeni yapmadan sadece konuşmak, tüm aşçılık camiayı yaralayarak işi dedikodu boyutuna taşımaktan başka bir işe yaramaz çünkü.
Genel kurul toplantısında dikkatimi çeken çok önemli bir detay tüm delegelerin gözünden kaçtı. O gün aday listesi 2 kere okundu. Ve ne hikmetse, ilk okunan aday listesi daha sonra okunan aday listesi ile aynı değildi. İlk listedeki isimler sonraki listedeki isimlerden farklıydı yani. Bu konuyu farkettiğimde ise aday listesinin yazılı olarak tarafımıza verilmesini istememe rağmen talebim reddedildi. Böyle bir durum ise insanın aklına soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Ortaya çıkan tablo ise divan kurulu üyelerinin, özellikle de kurul başkanının yanlı tavır sergilediğini gözler önüne sermiştir. Toplantı boyunca önceki federasyon yönetiminin yapmış olduğu işler hakkında gündem maddeleri görüşülmeden oldu bittiye getirildi. Ve tertiplenen bu oldu bitti yüzünden, eski federasyon yönetimi ibra edilmeden , tahmini bütçe görüşmeleri yapılmadan toplantı sona erdirildi. Ve alınan bir karar doğrultusunda federasyon seçimlerinin 2 yıldan 4 yıla çıkarılması karara bağlanmıştır. DEVAMINI OKU »
Değerli basın mensupları ve yemek kültürümüze sahip çıkan sağduyulu aşçıların dikkatine,
2908 sayılı Dernekler Kanunu 7 Ekim 1983 gün ve 18184 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Dernekler Kanununun 2. maddesine göre dernek tanımı: “Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklardır”. Aynı kanunun 34. maddesinde ise “Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan ve kamu yararına çalışan en az üç derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri; konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.” denmektedir.
Yıllardır yapmış olduğum yöresel Türk mutfağı araştırmalarımı geliştirmek ve faydalı bir hale getirebilmek için meslek kuruluşu olan her iki federasyonu bünyesindeki aşçılık derneklerine üye oldum. Kuruluş amaçlarının mesleki gelişime ve meslektaşlara özellikle mesleğe yeni başlamış gençlere yardım eli uzatıyor olduğu düşüncesi ile derneklerin kapısını çalmıştım. Oysaki bu derneklerin içlerine girince ortada dönen olayların ve kişilerin amaçlarının hiç de mesleki gelişime katkı yapacak niyetlerde olmadığına tanık oldum. DEVAMINI OKU »
Teğmen Cumhur Akdağ´ın 22 yaşındaki eşi Pınar Akdağ, PKK teröristlerinin hain saldırısı sırasında balkonda başına isabet eden mermiyle yaralandı ve ertesi gün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. 12 Haziran 2010 günü ise cenazesi İzmir’ e getirilerek toprağa verildi. Eğer yaşasaymış yine bugün için aldığı uçak bileti ile İzmir’ e gelip 40 gün önce vefat eden babasının mevlütünü okutacaklarmı. Eşi ile 40 gün önce evlenmişler ve Pınar Akdağ eşini yanlız bırakmak istemediği için Osmaniye’ ye 20 gün önce gelmiş. Ve maalesef artık o da şehitlik mertebesine yükseldi. Allah gani gani rahmet eylesin.
Baharın gelmesi ile inlerinden çıkan insan kılığına girmiş mahluklar, bir kaç ülkeden gönderilen silah ve mermilerle insanımızı öldürmeye başladılar. 30 sene önce planlanıp düğmeye basılan iğrenç saldırıları düzenleyen mahluklar, uyuşturulmuş benlikleri ile kumanda edilmekte ve kendilerine emredilen tüm buyrukları yerine getirmektedirler. 2010 yılı başından beri 40 şehidimizin haberleri gazetelerin köşesinde küçük bir haber olarak verilip halkımızın artık bu olayları kanıksadığı sanan medya maymunları, aslında bunun da hiç de böyle olmadığını ve olmayan şeyleri magazin hale getirmeyi bırakıp gerçekleri görmeyi ve kabul etmeye başlamalılar. Hani pek çok köşe yazarının ağzında pelesenk olan bir söz vardır; ” Basın ahlakı” derler. Gazetecilik eğitimi alan öğrencilere de böyle bir ahlak değerinden bahsedilir. Ancak gerçek hayatın ortasına düşen genç gazetecilerin çoğu nedense kısa bir süre içinde basın ahlaksızlığına alet olarak sistemin çarkına karışır, çok azı ise gerçekleri yazmaya ve sunmaya kendini adar. DEVAMINI OKU »





