-Reklam-
Bir nefes almak için karda bisikletle düştük yollara…
Tarih: 19 Şubat 2010 - 175 kez okundu. - Yorum: 1

Biraz nefes almam gerekiyordu. İstanbul artık Şair Orhan Veli Kanık’ ın “İstanbul’ u dinliyorum gözlerim kapalı” şiirinde yazdığı gibi gözler kapatılıp dinlenemiyor. Şiir çok güzel ancak şiirde bahsi geçen İstanbul’ u çeşmeleri, ağaçları, tertemiz denizi, beyefendileri ve hanımefendileri var iken yaşamak şimdiki İstanbul’ u solumaktan çok farklı olsa gerek. Artık1970′ lerde çevrilen Türk filimlerindeki manzaraları bile kaybetmiş bir şehir var bizi boğan. Gün geçtikçe de daha fazla sıkışıyorum. 1980 sonrasında talan edilen ve eşkıya vari insanların cirit attığı koca bir şehre dönüşmüş durumda.

Her konuda değişimin yaşandığı o dönemin sosyolojik etkilerini yazacak değilim elbette. O etkileri zaten her gün trafikte görebiliyoruz. Kendi memleketinden para kazanmak uğruna büyük şehre göç etmiş ve çalarak çırparak mütehatlik yapıp çok para kazanebildiğini görmüş ve varlığını sadece maddi şeylerle gösterebileceği şeyler edinmiş birini ele alalım. Asaletten bihaber olarak yaşayıp, ki sonradan görme deniyor bu tip kişilere halk arasında, arabasını yolun ortasına ( mecazi değil gerçekten arabaların geçtiği yolun ortası) park edip rahatlıkla arabasından inen bu kişi tabii ki siz kırmızı ışıkta beklerken sırıtarak yanınızdan geçer, kurukta beklerken sıranızı çalar, kaçak gecekondu yapıp kaçak elektrik kullanır veya kaçak yapılaşmayı oy uğruna destekler, süt diye süttozu satar, yoğurt diye sulu beyaz kıvamda bir şey satar, katkı maddeli gıdalar üretir, yapar da yapar…Yani bu tip insanlar o kadar çok ki, boğulduğumu hissediyorum bu şehirde.

Gözlerimi kapamak şöyle dursun, geçen gün Kadıköy’ de yayalara yeşil yanıyor iken karşıdan karşıya gegeçerken, kendisine hala kırmızı ışık yanmakta olan taksi son devirde arabayı hareket ettirdi. Saniye farkı ile bana çarpmadı. “Sonra arabadan inen taksici kibarca benden özür diledi” demem gerekirdi aslında değil mi!…Tabii ki özür dilemedi, hatta bağırdı yavaş yürüdüğüm için, daha nasıl hızlı yürünebileceğini sormak aklıma gelmemişti maalesef.  İşte o anlarda medeniyetin ne anlama geldiğini de daha iyi anlıyor insan. Kocaman bir şehire gelmiş ama kendini yetiştirememiş cahillerin yoğun olarak barınmaya çalıştığı bir yer İstanbul. O yüzden gözlerimi kapamak bir yana İstanbul’ da ise insan gözlereini kırpamıyor bile. Her an bir cahil veya eğitimli maganda karşınıza çıkıp ezebilir insanı. DEVAMINI OKU »

Toprak bu hainliği hiç hak etmedi
Tarih: 15 Şubat 2010 - 134 kez okundu. - Yorum: 1

Hülya Erol – AnnemMutfakta.TV

Mevsiminde yetişen sebze ve meyvelerle beslenmek sağlık için oldukça faydalıdır. Domatesi yaz mevsiminde yemek, kışın seralarda yetişenlerinden kaçınmak gerekir mesela.

Bu uygulama mutfak masrafına fazladan yük getirir, sera ürünü olduğu için lezzet olarak da yapay tattadır. Yemeklerimizde kullandığımız domates veya biber salçalarını da yazın sonuna doğru evlerimizde hazırlarız veya hazırlamamız gereklidir. Reyonlarda karşımıza çıkan hazır gıdaların içine uzun süre dayanabilmeleri için pek çok madde katıldığından, en iyisi ve sağlıklısı yine eski usullerle, kendi ellerimizle hazırladığımız kışlık gıdalarımızdır. Kışın kendi hazırladığımız salça ile yaptığımız yemeği veya biber kurusu dolmasını sevdiklerimizle birlikte yemenin tadına doyum olmaz. Şehirde yaşayan ve kış hazırlıklarını büyüklerinden öğrenemeyen gençler için bildiğiniz gibi, www.annemmutfakta.tv kültür eğitimini hâlâ devam ettiriyoruz.

Herkes kendi doğduğu ve büyüdüğü topraklarda yetişen gıdalarla beslense, vücutlarının metabolizması da doğru çalışır. Yurdumuzda her bölge iklim olarak farklılık gösterir. Buna bağlı olarak insan metabolizması iklime ayak uydurmaya çalışarak beslenme alışkanlığını oluşturur. İklimi kuru ve soğuk olan yörelerde yaşayanların beslenme şekli ile iklimi ılık ve nemli olan yörelerde yaşayanların beslenme şekli aynı değildir. Konya’nın yemekleri ile İzmir’in yemeklerinden örnek verecek olursak; Konya’da ağır kış aylarında ısınabilmek için hazırlanan “arabaşı çorbası” veya kenevir helvasının yanında Ege mutfağında zeytinyağlılar ön plana çıkmıştır. DEVAMINI OKU »

“Keş” peynir değil kurutulmuş yoğurttur!
Tarih: 8 Şubat 2010 - 439 kez okundu. - Yorum: 4

www. AnnemMutfakta.tv

Keş, hayvancılık yaparak geçinen  atalarımızın  günümüze taşıdıkları kültür hazinesinden ordaya çıkan ürünlerden birisidir. Evin bereketi sayılan ve mutfağın zenginliğini ifade eden yoğurt ile hazırlanır. Yaz mevsimi gelip sıcaklar bastırınca, her evde bir kaç kişi yaylaya göç ederdi. Yaylalarda doğal otlarla iyi beslenen hayvandan elde edilen ürün de bol olduğu günlerde süt ile çeşitli kışlık gıdalar hazırlanırdı. İşte bu hazırlıklar içinde yer alan “keş” önemli bir yer tutardı. Soğuk kış günlerinde bolca kullanılan “keş”, yemeklere kattığı lezzet ile mutfaklara bereket getirirdi. Tabi sadece geçmiş zamanlarda ait değildir,   günümüzde de  “keş” i bilen ve mutfağında kullananlar da var elbette.

Gelelim keşin hazırlanış aşamalarına; DEVAMINI OKU »



Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!


© Tüm Hakları Saklıdır - Kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz! Türkiyenin ilk yemek televizyonu resmi blogudur.
Blog yazılımı'nı açık kaynak kod kullanıyoruz, lisansı burada. Geliştiren : Fatih Toprak.