Kimi tarihi yerleri gezerken, müzelerde dolaşırken zamanımıza kadar dayanabilen gereçlerin çoğunun mutfaklarda kullanılan gereçlerin olması hoşuma gider. Ne var ise yine mutfaklarımızda . Çoğu seramik tabaklar, vazolar, kaplar, porselen biblolar, kesici aletler hep mutfaktan çıkan aletler.
Bu yazıyı da okuyunca nedense sitemin içeriği ile bir bağ kurdum ve sizlerle paylaşmak istedim.
Yazı , Türk tarihi ve kimliği üzerine araştırmacı olan Haluk Tarcan‘ aittir. Haluk Tarcan ve hocası Kazım Mirşan Ön -Türkler ile ilgili pek çok araştırmaya imza atmışlardır. Kazım Mirşan ile Haluk Tarcan’ ın birlikte savundukları tezin, Mustafa Kemal Atatürk’ün teşvikleri ile 1930 yıllarında oluşturulan Güneş Dil Teorisi’ ni ve Türk Tarih Tezi’ ni destekleyen yanları da bulunmaktadır.
Ve yazmış olduğu yazı:
Türkiye’nin medar-ı iftiharı büyük Hititçi, rahmetli Ord.Prof. Ekrem Akurgal ölümüne kadar Türklerin Anadolu’ya 1071’de geldiği iddiasında ısrar etmiş idi.
Öte yandan, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. A. Erzen 1967’de Edebiyat Fakültesi bağlı olarak “Van Bölgesi Tarih Ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi”ni kurmuş Türk ve Batılı profesörlerle Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsı’nda derinlemesine ve genişlemesine araştırmalar yapmış, sonuçlarını 1984’te “Doğu Anadolu ve Urartular, 1984” adlı kitapta vermişti. DEVAMINI OKU »
www.haberalan.com sitesinden alıntıdır.
Domuz gribi, GDO lu terörist gıdalar, açılım adına yapılan saçılım projeleri, maaşlara yapılan zamlar ! ile elektrik-su-doğalgaz-otobüs ‘ e yapılan zamlar arasındaki saçma oran derken nefes almakta zorlanan her bireyin sesi yine annelerimiz oluyor. DEVAMINI OKU »
Türk yemek kültürünün şimdiye kadar hak ettiği yerlere gelememesinin sebebi tarafımızdan bugün daha da iyi anlaşılmıştır. Türk mutfağına veya sadece mutfağa hizmet ettiklerini söyleyen yüzleri hiç değişmeyen 3-5 kişi dönüp dolaşıp farklı proje isimleri ile karşımıza çıkıyorlar. Bir bakıyorsunuz “Lezzetler Şenliği” nde kültür hizmetlisi! olarak, bir bakıyorsunuz mutfak ekipmanlarında aşçılar arası yarışmalarda jüri olarak…Her seferinde yüzler aynı verdikleri tablo da aynı. Son olarak ise bugün CNR Fuar’ da başlayan TUSID Hostech Fuarında “Türkiye Mutfakta Yarışıyor” etkinliği ile aynı manzarayı görmüş olduk. Beşi bir yerde gibi dizi dizi erkekler mutfakta ordan oraya koşturuyorlar ve Türk mutfak kültürüne hizmet ettiklerini her fırsatta dile getirip duruyorlar.
Eh her işin iş güzarı da olur elbette.
Ancak aşçılık sektörüne bulaşmış olan kolay para kazanma hırsı ve akılda olanlar ne yazık ki, bir yere yapışmakta ustalaşmanın moda olduğu günümüzde, bu modanın fedaileri olarak her zaman ön saflarda olmayı borç bilmişlerdir. Bir türlü de yapıştıkları bu yerlerden çıkmaları mümkün değilmiş gibi görünmektedir. Tabloya dışardan bakanların gördükleri bu manzara ne yazık ki tablonun içindekileri kör ettiği için tablonun renkleri her geçen gün birbirine karıştıkça karışmaktadır. Renkleri böylesine zevksizce birbirine karıştırmayı beceren insanlar yemeklerin malzemelerini hizaya sokup lezzeti yakalamayı nasıl başaracaklar inanın çok merak ediyorum. Hayatın içindeki uyumu böylesine uyumsuzluk hengamesine çeviren bu insanlar gün oluyor kendileri ile yapılan söyleşilerde gerçek üstatların söylediği”aşçılık bir sanattır” kopyasını çekerek kendilerini daha da küçük düşürmeyi başarıyorlar. Aşçılığın sanat olup olmadığı sanatçıların uzmanlık konusu olduğu için bu konudaki yorumu uzmanına bırakıyorum.
Gelelim beşi bir yerde takısı gibi, boncuk boncuk dizilmiş olan kişilere.
Hep aynı yüzler, hep aynı sesler ve para kazanabilme uğruna şehir veya fuar değiştirerek ortalıktan eksik olmayan hep aynı kafalar bugün de fuarda “Türkiye Mutfakta Yarışıyor” yarışmasını düzenlemişlerdi. Nedense Annem Mutfakta olduktan sonra herkes mutfakta
Böylesine yaratıcılık da projelerinin özgünlüğünü ortaya sermeye yetiyor da artıyor… DEVAMINI OKU »
Ekim ayının ilk haftasıydı. Dorukcuğum benden kurabiye istemişti. Tüm malzemeleri hazırlamıştım. Sadece toz şeker eksikti. Hemen “Şok market”ten toz şeker aldırttım. Gelen paketlerden birisi marketin kendi ürünü, diğeri ise farklı bir markanın toz şekerleriydi.
Son yıllarda gıdamıza değen kirli ellerin yakamızı bir türlü bırakmıyor olmasından dolayı, özellikle bu konuda çok pimpirikli hale geldim, hatta eminim ki geldik. İlaçların içindeki prospektüsü okumadan ilaç kullanılmaması gerektiği gibi, artık gıdaların etiketleri üzerinde yazan “içindekiler” bölümünü okumadan tüketemeyecek hale geldik. Zaten bir GDO merakı aldı başını gidiyor. Kolay unutan bir toplumuz deriz ya, sözkonusu gıda olunca, her gün yaşamak için bir kaç öğün yapmamız zorunlu olan eylem söz konusu olunca unutmak biraz lükse kaçar diye düşünüyorum. DEVAMINI OKU »
Ayda su bulundu haberini ilk olarak “Google Arama Motoru”ndan öğrendim. Gerçekten de çok önemli bir olay aslında. Yaşamın kaynağı olan “su”…
Ancak ülkemizde gündem ne yazık ki aydan! çok uzakta. Domuz gribi, GDO lu gıdaların yasal olarak ülkemize girişinin yolunun açılması, pek çok açılım çeşidi, devlet büyüklerinin atışmaları, imzalar, dinlenmeler ve tabi şarkıcı- futbolcu- manken üçlülerinin hayatları ile meşgul edilmeye çalışılan halk, daha kendi mahallesinde su bulamazken aydaki su keşfini ne yapsın!
Neyse hayıflanmanın ne yeri ne de zamanı.
Uzayda su bularak hayat kaynağı olan madde ile bilmediğimiz yerlerde yaşamın da olabileceği ihtimali güçlenmiş oluyor. DEVAMINI OKU »
Her yıl 10 Kasım’ larda Ulu Önder Atatürk’ ümüzün ölüm yıldönümünde onu anarız. Saygı duruşunda bulunuruz. Ve sabahları gençler Atatürk’ ün kendilerine hitabesini okurlar.
Pek çok okulumuzda sırf yapmış olmak için yapmanın zorlayıcılığı ile bir kaç şiir okunur , klişe olaylar tekrarlanır durur. Oysa ki hangi öğrenci Atatürk’ ün savaş meydanlarında, uykusuz gecelerde durmadan 8400 den fazla kitap okuduğunu bilir acaba? Atatürk’ ü sevmek demek onun açtığı yoldan ve bıraktığı aydınlığın peşinden gitmek ise, özellikle gençlerin kitap okuma alışkanlığını arttırması gerekmez mi? DEVAMINI OKU »
Mevsim gereği herkes grip oldu, oluyor ve olacak. Bir de son moda H1N1, diğer bir adıyla “domuz gribi” var ki, onunla yatar onunla kalkar olduk. Son senelerde ise, her konuda olduğu gibi bu konuda da, bilgi kirliliği yaygın olduğu için, birbirinden farklı yapılan açıklamalar kafalarımızı karıştırmaktan öteye geçemiyor ne yazık ki. Biri kısım diyor ki “grip aşısı yapılmalı” diğer bir kısım ise “grip aşısı sakıncalıdır, yapılmamalıdır”.
Hastalık evre değiştirdi, tehlikeli dönemine girdi derken çok kısa bir süre geçti. Yani bu hastalık için geliştirilen aşının yan etkisi var mı, yok mu bilemiyoruz. Gerçi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/ WHO) 21 Eylül’ de aşılamaya başlayan Çin’ de herhangi bir olumsuz etki görülmediği ile ilgili açıklama yapmış, ama ne yazık ki aşıların etkilerinin saptanması için gerekli olan süre çok daha fazla imiş. Eh tabi durum böyle olunca diğer sese kulak veriyoruz bizde. “Madem etki süresi çok daha uzun olması gerekiyor, o zaman bizler denek olarak kullanılacağız” diyor herkes.
Önceki senelerde, hatırlarsınız, salgın olarak yayılan “kuş gribi” mikrobu vardı. O yıllarda da bu virüsle haşır neşir olmuş idik. Öyle bir kuşatmanın içine alınmıştık ki, televizyon ve gazetelerden kuş gribi ile inanılmaz teoriler öne sürüyorlardı. Felaket tellallığı yapıyorlar salgının çok kötü sonuçları olacağını belirtiyorlardı. Ve durum bu olunca pek çok tavuk, hindi, kaz gibi kanatlı kümes hayvanları telef edilmişti. Tabi bu sonuç et sektörüne yaramıştı şüphesiz. Daha sonra ise karşı takım atağa geçmiş ve kendi virüsünü sahalara fırlatmıştı. “Deli dana hastalığı”. İthal olarak gelen bu hastalık da kötü sonuçlara yok açıyordu. Bu sefer kamuoyu bu yönde oluştu, pek çok bilim adamı televizyonlara çıkartılıp komplo teorisyenleri gibi konuşturuldu ve sonra kimse et yiyemez oldu. Vejeteryenler içten içe sevindiler belki ama sonuç maddi olarak kümes hayvanları sektörünü sevindirmişti. DEVAMINI OKU »
Sitemiz bildiğiniz üzere 2006 yılından beri her gün kendini yenileyerek yayın hayatına devam etmektedir. İnternetten yapmış olduğumuz canlı yemek programı yayını ile Türkiye’ de bir ilki başarmamızın yanı sıra, evde hazırlanan sağlıklı gıdaların ön plana çıkartılması için uğraş vermemiz sebebi ile de hala zor bir işi devam ettirmeye çalışıyoruz. Maddi gelir beklentimiz olmadan, sevdiğimiz bir işi sizlerle paylaşmak mutluluk verici olsa da , sitenin teknik giderlerini karşılamak için bir kaç yöntem denemiş olsak bile, bu sorunu açıklığa kavuşturamadık ne yazık ki. Çoğu üye videoların yavaşlığından şikayet ediyor olsa da, sebebinin ne yazık ki teknik altyapımızın yetersizliğinden dolayı olduğunu bildiği için sabretmektedir. Herkese göstermiş oldukları sabırdan dolayı ayrıca teşekkür ediyorum .
Nasıl kazanılan malın,mülkün zekatı dağıtılıyorsa ,bilgininin de zekatını dağıtmak gerekliliğine inandığım için her türlü zorluğa dayanarak bu yararlı işe devam etmeye çalışıyorum.Bana bu işi yaptığım için enayi diyenler çok olsada,ben onların ne kadar küçük düşünce ve hırs içinde olduklarını bilerek sadece gülümsüyorum ve acıyorum, zavallılıklarına.
Bunca emeğı, karşılık beklemeden,4o senelik bilgi birikimini, mutfak ve yemek kültüre hizmet etmenin karşısında yaşadığımız manevi mutluluğunun değerini ancak,aynı düşünceleri yaşayanlar anlar ve bilir.
Diğer bir taraftan maddi karşılığını almamız ve daha geliştirilmiş alt yapısı hızlı siteye kavuşmak için sponsor beklemek durumundayım. Emekli maaşım yeterli gelmiyor, ekonomik krizden dolayı darboğazdaki sektör firmalarının reklam giderlerini askıya almış olmalarından dolayı imkansız gibi şimdilik.Sağlık olsun ve yavaş olsun öğrenmek isteyenler,öğrencilere rehberlik hizmetleri devam ediyor ya gerisi gelir.
Peki, onca emeğimizi her gün belki beğeni ile, belki de kıskançlık ile takip eden izleyiciler neden sitemizdeki bilgileri kendi bilgileriymiş gibi alıp kullanıyorlar ve karşılığında kaynak göstermiyorlar ki acaba? Gazetelerde yemek tarifi verenlerin sitemizden aldığı ölçüleri değiştirmeden sadece kendine göre isim uydurarak yayınladığını bilirim. DEVAMINI OKU »







