Yerli malı haftası vardı eskiden. Öğrenci iken kutlardık. Nedense tam da yabancı mallar ülkemize girmeye başladığı zaman önemini yitirmişti bu hafta. Gümrük birliği antlaşmasındaki tek taraflı menfaat üretim yapmaya çalışan sanayicileri yıldırmış ve ülkemiz şu anki haline getirilmiştir. Yabancı malın ülke girişinde verginin ortadan kaldırılması yabancıların menfaatine olmuştur. Avrupa birliğine girmeden gümrük birliği üyesi olan tek ülke de Türkiye zaten . 1996′ da Deniz Baykal Dış İşleri Bakanlığı yaparken SHP- DYP koalisyonu yönetimde iken yürürlüğe giren Gümrük birliği antlaşmasının ne yazık ki Osmanlı İmparatorluğu döneminde imzalanan “Balta limanı antlaşması”ndan çok daha vahim sonuçları olacağını tahmin etmeye gerek yok aslında. Şimdilerde yaşadığımız ekonomik kriz, işsizlik, üretimin bitmiş olması her şeyi açıkca gösteriyor.
Üretim yok ancak bolca tüketim var. Hatta krizden çıkmayı dahi cebinde parası kalmamış halka bırakıyorlar. Yılların uzman! ekonomistleri bakkal, çiçekçi, manav kılığında “alın- verin ekonomiye can verin” diyorlar. Yılmaz Özdil demişti; Neden 1 alıp 2 veriyor halk…
“1 alın 2 verin”deki eksik olan “1 alma” eylemini kendi ceplerine aldıkları birtakım şeyler! olduğu için vurgulamamışlar olsa gerek.
Gümrük birliği ile yurda giren yabancı şirketler ne yazık ki yerli firmalarımızı zayıflatmıştır. Zaten desteklenmeyen üretim, sanayi, çiftçi ve her türlü üretim teşviklerinin ortadan kalkması da piyasada oluşan bu rekabeti yerli üretici açısından yenik duruma getirmiştir. Zayıflayan üretim, işsiz halkı daha da fakirleştirmiş, karnı aç olan halk ise başını günlük yaşam telaşından kaldırıp hakkını arayacak hale bir türlü gelememiştir. Karnı aç olan insan başka ne düşünebilir ki?
Ve sonra denetlenemeyen , kontrolsüz ve örgütsüz bir işleyiş ortaya çıkıyor. Hayatımızla oynanan pek çok konu var iken suçlular hep cezasız kalıyor.
Sahipsiz mi kaldık nedir !
Konuyu dağıtmadan asıl bahsedeceğim mevzuya döneyim. Kontrolsüz ihraç edilen malların fazlalığı ne yazık ki beraberinde sağlığımıza oluşturduğu tehditleri getrmiştir. Her ne kadar kontrolünün yapıldığı söylense dahi yine de kansorojen oyuncaklar, eşyalar raflarındaki yerlerini alabilmektedir.
Bununla ilgili bugün Hürriyet’ in internet sitesindeki haber de olduça önemsenmesi gerekli. Söz konusu çocuklar olunca insan daha fazla önemsemeli , duyarlı olmalı ve bir şeyler yapmalı. Haberde şöyle diyor: DEVAMINI OKU »
Meteoroloji uzmanları havanın yağışlı olacağı ile ilgili uyarılarda bulunmuştu bir kaç gün öncesinden.
Ve aniden bastıran yoğun yağış maalesef afete dönüşmüş onlarca canı da içine almıştı. Yaşamlarını yitiren vatandaşlarımıza üzülürken diğer bir yandan izlediğimiz haberler çok daha üzücü idi. İnsanı hayretler içinde bırakan, “ne oldu da bu hallere geldik” sorusunu aklından geçiren görüntülerdi bunlar. Afet sonrasında etrafa saçılan eşyalar birileri için “bedavaya, havadan gelen eşyalar” olmuştu. Nasıl bir mantık ki! bir insanın acısı başka bir insanın sevindiriyor olabiliyor?
İnsan kılığındaki seytanlar aramızda geziyorlar demek ki!
Yağma yapanları kameralar çekiyor, utanmaz insanlar kameralara gülerek “nevaleyi aldık gidiyoruz” diyecek kadar küstahlaşıyorlar. Diğer bir yanda ise yağma yapanları seyredenler ekranda arka planda görünüyor. Peki buna ne demeli şimdi? Yapılan yağmayı izleyerek bu yanlışa ortak olduklarını hiç düşünmüyorlar mı? Aynı toplumda yaşayan birileri , toplum yaşamını paylaştığı diğerlerinin başına gelen kötü olaydan faydalanıyor adeta canavarlaşıyor ve bu hareketinden dolayı bırakın üzülmeyi aksine mutlu bile olabiliyor. Resmin bu köşesinde manzara bu iken, diğer bir yerdeki kişi hiç tanımadığı insanları kurtaramadığı için ağlıyor ve üzülüyor. DEVAMINI OKU »
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim…
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış…
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin…
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş…
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim…
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye… DEVAMINI OKU »





