-Reklam-
Sökmen Kavurması
Tarih: 30 Nisan 2009 - 139 kez okundu. - Yorum: 0

İstanbul’un kalabalığından uzaklaşmak, doğanın kucağında mis gibi bir havada uyanmak ne güzel, insan’ın ömrüne ömür katıyor. Fırsat yaratıp sizlerde kendinize bir kaç gün ayırın, doğaya gidin.

Sabah uyanınca pencereden seyre daldık, ovalarda ekili alanlar yeşilin tonlarına bürünmüşler, tahıllar boy atmış tarla kenarlarında rengarenk kır çicekleri açmış, diğer pencerede Ilgaz dağının tepelerindeki karlı alanı seyre doyum olmuyor.

Bu sene Devrez çayının suyu bol, çağlayarak kıvrıla kıvrıla akıyor. Hatice, Işıl ve Doruk eldeş ( yöre köylerinin tarlalarını besleyen derenin geldiği yöndeki bölgeye verilen isim) yakınlarından sökmen toplamaya gittiler, bakalım ne kadar sökmen toplayacaklar. Akşama sökmen ziyafeti var.
Tosya ve Yenidoğan’da mevsiminde yetişen tüm bitkiler değerlendirilir. Büyüklerimizden öğrenilen şekillerde pişirilip tüketilmektetir.

Sökmenin doğada iki çeşiti yetişiyor. Daha lezzetli ve etli olanı kahverengi renkteki “keşen sökmeni“, diğeri ise daha ince olan “yılan sökmeni”. DEVAMINI OKU »

Sütlaç yaparken süt kesilirse?
Tarih: 30 Nisan 2009 - 195 kez okundu. - Yorum: 0

Çevre gezilerine ara verdik. Bahçe kapısı çok eskimişti, yeniletiyoruz . Köye her geldiğimizde mutlaka bir tamir işi çıkıyor ve köyde çalışacak insan olmadığı için iş yaptırmak çok zor oluyor.
Doruk yine sütlaç istedi. Doğal sütle yapılan sütlaç çok çabuk tüketildiği için yeniden yapmam gerekiyor
Bahçede usta çalışıyor yemek hazırlamamız lazım , buralarda adet böyle , yemek parası vermek ayıp olur İllaki yemeği evde pişirmek gerekiyor. Köye küçük bir ev yapalım dedik, ama ev yapım süresince çok yorulduk en çok da eşim Mehmet bey yoruldu tabi.

Tosya esnafı çok acımasız. İş yaptırmak isteyenler kendilerine muhtaç diye düşünüp, olmadık fiyatlarla tüketici halkı zor durumda bırakıyorlar. 3 kuruşluk iş için 300 kuruşluk fatura çıkartıp bir de özensiz ve eksik iş yaparak ticari ahlaklarını ortaya koymuş oluyorlar. Üzüldüğüm bir konu ise, çevre ilçelerde ve Tosya’ nın bağlı olduğu Kastamonu’ da bile “Tosya” denince insanların yüzleri ekşiyor.
Her biri söz birliği etmişçesine Tosya esnafının ticari ahlakının yahudilerden bile daha hin olduğunu söylüyorlar. DEVAMINI OKU »

Tebdil-i Mekanda Ferahlık Var!
Tarih: 26 Nisan 2009 - 136 kez okundu. - Yorum: 1

Nisan ayı rahmet ayı ve tabiatın uyandığı aydır. Nisan ayında yağan yağmurla ıslanmak ve biriktirilen yağmur suyunun şifa niyetine içilmesi gerekliliğine inanılırdı, bizlere öğretilen adetlerimizden idi.

Bahar gelip , çağla ve erik manavların tezgahında görücüye çıkınca, Doruk”annane köye gidelim, bahçede çayırlarda koşalım, benekli sarı kızdan Hatice teyzem süt sağsın, bende lıkır lıkır süt içeyim, bana sütlaç yaparsın değil mi anneanne” demeye başladı. Doruk köyü çok özlemiş , en kısa zamanda gitmek gerekli idi.
Baharla birlikte tüm canlılar sanki dünya üzerinde ilk günleriymiş gibi yeni bir başlangıç hazırlığına başlar kendini yeniler. İnsanoğlunun da tabiatlarla birlikte yenilenmesi, ferahlaması gerekir. Kısa süre de olsa mekan değiştirmek insanın üzerinde olumlu etkiler yapıyor, kimse sanırım aksini söylemez. DEVAMINI OKU »

Siyez Buğdayı Kastamonu-İhsangazi
Tarih: 24 Nisan 2009 - 279 kez okundu. - Yorum: 16

Türk halkı için beslenmenin temelinde ekmek vardır. Ekmek demek un demektir. Ama çok eskilerdeki gibi doğal un ile yapılmış esmer ekmek olmalıdır.

Günümüzde buğday un haline getirilirken,yanlış ve hatalı reklamların etkilemesi sonunda bizler buğdayın içindeki ana besin maddeleri, vitaminler ve mineraller çıkarılıp atılan,sadece rengine hayaran kaldığımız beyaz unla yapılan ekmekle besleniyoruz, kepekli ekmek istersen daha pahalı kepekli ekmek almak zorundasın.Uygulanan yanlış buğday ve un politikaları sonunda halkın sağlıklı beslenmesine imkanı elinden alınmış oluyor. Eski usul değirmenlerde buğday öğütülerek kepekli un ile ekmek yapılmaya devam edilseydi şimdilerde moda olan vitaminlere onca paralar ödeyip kullanmayacaktık. DEVAMINI OKU »

Kahvaltıdan Asla Vazgeçmeyin!
Tarih: 15 Nisan 2009 - 167 kez okundu. - Yorum: 0

Geleneksel Türk mutfağında kahvaltının çok önemli bir yeri vardır.Kahvaltı bazı bölgelerde ana besin maddelerinin tüketildiği ana öğün yemeği de sayılan geleneğimizdir.
Sofrada çorba da bulunur pilavda…Yanında peynir, yumurta, terağı, pekmez üstüne içilen çay, süt veya ıhlamur.
Kahvaltı hazırlanan yöredeki genel yeme içme kültürü ve ailenin ekonomik ve gelenek görenek , tahsil ve kültür durumu ile yakından ilgilidir, memurlar,tarlada çalışanların farklı gıdalar yemeleri gerektirdiği için kahvaltı sofralarındaki yiyecekler değişiklik ve zenginlikler gösterir.

Türk kahvaltı sofrasının vazgeçilmez lezzetleri arasında yöresel farklılıklar olsada değişmiyen ortak lezzetler vardı. Mis gibi kokan kızarmış ekmek dilimleri,taze pişen bazlama,akıtma,pişi,yufka ekmeği,pazar sabahı çarşı fırınlarında yapılan çeşitli pideler, beyaz peynir,keçi peyniri,çömlek tulum peyniri,otlu peynir,tel peynir, sahanda yumurtayı, siyah ve yeşil zeytini sayabiliriz. DEVAMINI OKU »

Türk Kahve Kültürü
Tarih: 10 Nisan 2009 - 156 kez okundu. - Yorum: 1

Kahve’nin kültürümüzdeki gelişimi ve öğrendiklerimiz

Çocuklar kahve içmez kararırsın diyerek yasaklarlardı büyüklerimiz, bende mis gibi kokan taze kavrulmuş kahvenin kokusunu içime çeke çeke “ne zaman bende büyüyüp içeceğim ananeciğim” diye sorardım.

Annanem “anakız” hanım, ehl-i keyif, kahve tiryakisi  bir hanımdı. Tüm tanıdıkları, hediye olarak annaneme çiğ kahve getirirlermış,(eskilerden kalan bir adettir derdi ananem.) çünkü kahve her zaman satılmaz ve dükkanlarda bulunmazmış. Annaneme “hala” diye hitap ederlerdi ve Anakız hala “”senin kahvenin lezzetini başka bir yerde bulamıyoruz , hanımlarımıza ögretmiyorsun diye takılırlardı. DEVAMINI OKU »

Türk Yemek Kültürüne Hizmet
Tarih: 5 Nisan 2009 - 99 kez okundu. - Yorum: 0

Kültür, belirli bir kökten gelmiş bir toplumun ana mayasıdır ve  toplumun sahip olduğu geçmiş değerlerini anlatır. Bir  toplumun dili, yazısı, tarihi, dini, töresi, edebiyat ve sanat birliğine sahip çıkılarak nesillere aktarılır.
Bir toplumun benliğini oluşturan bu ortak değerler, o toplumun diğer toplumların kimliklerinden nasıl ve nerede ayrıldığını belgeler. Bir toplumun üyesi olan her kişinin yapısında ve benliğinde, o toplumun mayasından bir parça bulunur.

 Kutadgu Bilig ile Divan-ı Lûgati’t Türk isimli muazzam eserler, kültür hazinelerimizdendir , eskilerden yaşananların bize yazılı olarak aktarıldığı belgelerdir. Bu kaynaklardan kültürümüz ile ilgili pek çok unsuru öğrenebiliyoruz. Kutadgu Bilig ve Divan-i Lügati’t Türk’te Türk millî bünyesinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Divan-i Lügati’t Türk’te bu millî bünyenin dış yapısı üzerinde durulmuştur. Kutadgu Bilig ‘de ise bu bünyenin iç kısmıyla ilgili esaslar yer almaktadır. Bu eserlerden Türklerin yaşama şekilleri, dünya görüşü, gelenek ve görenekleri vb. öğreniyoruz. Bütün bu bilgiler bize yazılı belgeler ve dil vasıtasıyla intikal etmiştir.  DEVAMINI OKU »



Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!


© Tüm Hakları Saklıdır - Kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz! Türkiyenin ilk yemek televizyonu resmi blogudur.
Blog yazılımı'nı açık kaynak kod kullanıyoruz, lisansı burada. Geliştiren : Fatih Toprak.