Ne mutlu bana sağlıklıyım ve bugün (1 Kasım) benim doğum günüm. Onca hastalıktan sonra Rabbim beni yine güzel yararlı işlerimi tamamlamam için sağlığıma kavuşturdu.
Onca ters giden tedaviler, bir türlü hastalığımın adının konamaması, kullanılan çok ağır ilaçlar ve yeniden hayata dönüş. İnanç ve azim , eşim ve kızlarımın özverili destekleri ile bu günlere geldim .
Hamdolsun, Allahım bir daha beni el ayak muhtacı yapma.
İnsan hayatında 10 sene çok uzun bir süre. Yarı yatalak ve ızdıraplı geçen seneler, zor bir yaşam.
İltahaplı romatizma teşhisi konalı 10 seneyi geçiyor. Bu hastalığı ancak yaşayanlar ve yakın çevresi bilir, kimselere vermesin gerçekten çok ızdıraplı bir yaşam,bu hastalığın ne zaman atağa geçeceği belli olmuyor.
Herkes bir türlü sınavdan geçiyor, Allah çekilmiyecek dertler, geçemeyecegimız sınavlar vermesin.
Evet yapılacak çok işler var durmak bana yakışmaz. Paylaşmak gerekir, yazmak, bilgilerin kaleme alınanlan, tamamlanmış taslakların kitaplara dönüştürülmesi lazım,çalışmak, üretmek,doğru ve yararlı işler yapmam için bana ve sifa bekleyen kullarına güç ve sağlık ver allahım.
Doğum günümde, Tv de Canlı yayındayım DEVAMINI OKU »

Yıl 29 Ekim 1923, Cumhuriyet ilan edildi…
Peki öncesi neydi?
Meşrutiyet….Yani tek kişinin yönetimi, ve ona yardımcı olan bir meclis…halk isteklerini meclise iletir, meclis ise yöneticiye(kral-padişah) .Eğer yönetici bu isteği kabul ederse o zaman meclis yasa çıkarır…
Ya daha önce ne vardı? Mutlakiyet…Bu yönetim sisteminde meclis dahi yoktu, her şey tek yöneticiye bağlı idi… Emperyalist dediğimiz sömürmeyi seven güçler 1800 lü yıllarda bu sefer Osmanlı imparatorluğunu çökertmek için birleşmişti.
Çeşitli oyunlar, planlar savaşlar sonucunda ,dönemin gerekliliği olan bilime sırtını çeviren Osmanlı imparatorluğunu zayıflatmayı , Kırım savaşı ile dış borç bağımlısı haline getirmeyi, balkan devletlerinin bağımsızlık kışkırtması ile parçalanmasını ve içerdeki işbirlikçileri yüzünden zorla Birinci dünya savaşına sokulması sonucu çöküşüne sebep olmuştu… DEVAMINI OKU »
Anadolu’da eskiden evler büyük ve herşey düşünülerek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapılırmış. Aileler kalabalık ve büyüklerle beraber oturulurmuş, ayrıca bağ ve bahçelerde mahsul çok olduğu için evlerin oturma kısımları,misafirhane,kilerleri, bagımsız bir bölümde mutfak yer ocaklı ve çamaşır yıkama bölümü ,yufka eğlemek için alanı büyükçe tutularak yapılırmış,arsa sorunu yokmuş bahçede evin ürün ihtiyaçını gideren hayvanlar için de ahır ve samanlık bulunurdu.Samanlığın bir kısmı üzümlerin çiğnendiği sıralık vardı.
benim çocukluğum ve gençliğimde yemekler, evin alt katında bulunan ancak evden bağımsız bir bölümde ve eve bitişik olarak yeralan , genelde bahçe içindeki geniş mutfaklarda hazırlanırdı. Bu geniş mutfaklarda yer ocakları bulunurdu. Büyük ocaklarda bir büyük, bir de küçük tencerede aynı anda yemek pişirilebilirdi. Ocaklarda uzunca olan odunlar yakılır ve biriken korlar sönmeden üzerine teneke örtülerek hava ile teması engellenirdi.
Genellikle akşamları teneke içinde kalan bu korlar, sabaha doğru havasız kaldığı için kömür haline gelmiş olurdu. Tabi anneme yardımcı olarak çalışan teyzeler bu kömürleri de maltızlar için değerlendirirlerdi.Odun olarak meşe odunu kullanılmış ise, ondan elde edilen kömür de çok dayanıklı olurdu.
Hemen hemen her evde 2- 3 tane maltız bulunurdu . Evlerde yaygın olarak kullanılan maltızları genellikle ev kadınları kendileri yaparlardı. Ve hala da yapmaktadırlar. Anadolu kadını her konuda olduğu gibi hep üretmiş ve aile bütcesine katkıda bulunmuştur. Mahallelerde maltız yapan hanımlar vardı. Bu hanımlar takas usulu maltız yaparlar ve evlerine katkı sağlarlardı. Parayla almasanız bile, bahçenizdeki meyve, sebze , buğday, nohut, susam veya pek çok ürün karşılığında maltız edinmiş olurdunuz.
Anadolu’ da kadın , delinen krom veya teneke kovayı çöpe atmaz onu da değerlendirir. Delik kova onarılır, toprakla sıvanır ve karşımıza maltız olarak çıkar. Boşalan bir yağ tenekesini de atmaz, tuğlalar döşenir ,çamurla veya çimento ile sıvayarak maltız haline getirerek kullanmak için hazırlar.
Çekim için Dikili’ ye bağlı bir yörük köyü olan Mazılı köy evlerinde idik. Bayram arifesi öncesi dileğimiz bir önceki sene çok yaşlı bir teyzeden öğrendiğimiz tatlıyı araştırmak ve yapacak birisini bulmaktı. Neyse ki bu tatlıyı da kayıt altına alıp o yaşlı (Ümmihan) teyze ile birlikte yok olmasını engellemiş olduk. DEVAMINI OKU »
Türk Mutfağı oldukça sağlıklı bir mutfaktır ve zeytinyağlılar diye özel yemek bölümü ilk ve tek bizim mutfağımız da vardır, bu böyle biline ve sahip çıkıla.))))
Gastronomi uzmanlarınında belirttiği üzere, eskiden beri yapılan yemeklerde kullanılan gıdalar ve bunların birbiriyle uyumu, bir kişinin günlük besin ihtiyacını dengeli olarak karşılayabiliyormuş.
Atalarımız bu başarıyı belki farketmeden, belki de hesaplayarak gerçekleştirdiler. Bize düşen görev ise ; mutfağımızdaki bu hazine üzerine serpilmiş olan tozu silip yeniden gençlerimizi sahip olduğu değerlerle tanıştırmaktır.
Mutfağımızda kullanılan yağlar yöresel farklılıklar gösterir. Sağlıklı olan yağları sayarsak,
-Tereyağı (sade yağ)
-Zeytinyağı
-Bitkisel yağlar, ayçicek, mısırözü, fındık, pamuk, susam, haşhaş, kanola yağı olarak kullanılır.
Mutfak dostu olarak sizlere yazma gereği duydum, çünkü gençlerin yazdıkları yorumlar bilgi eksiklikleri içeriyor dolayısiyle, doğru bilgileri sizlerle paylaşmak ve uyarılarda bulunmak istedim. Doğru bilgileri uygulayıp sağlıklı yemekler yapmak size kalıyor. Bilim adamlarının son günlerde yapmış oldukları açıklamalara hepimiz kendi bilgimize göre yorum getiriyoruz. DEVAMINI OKU »
Dikili’ de ramazan çekimlerimizi gerçekleştirirken, bir Salı günü, Dikili’ nin pazar yerinde bir kuyruk merakımı cezbetti. Kuyruğun başına doğru yöneldiğimde ise , bir poşet içinde satılan pembe beyaz şey gördüm ve ne olduğunu sordum. Tatlıyı satan kişi bu tatlının Bergama’ dan getirtildiğini ve sadece ramazan aylarında çıkartıldığını söyledi.
İşte , daha önce adını duyduğum ancak rastgelmediğimiz “Bergama’ nın ramazan helvası” ile tanışmamız bu şekilde oldu. (Yapılışını izlemek için TIKLAYINIZ) DEVAMINI OKU »
Evler tek tek kapandı, etrafımız daki yazlık evlerin kepenkleri kapanınca, bir soğukluk hüzün geliyor şirin sitemize ve mahellemize.
Sonbahar zaten hazanI ve hüznü hatırlatır ve sapsarı yapraklar teker teker dökülür.Doğa yeşilden turuncu ve sarının tonlarına bürünür. Her mevsimin güzelliği olsa da, güz bana hüznü anlatır.
Bahçelerde ayva ağaçları sarı toplarla dolu. Ama iyi ilaçlanmadığı için veya hiç ilaçlanmadığı için yerlere düşüyor. Hele rüzgar esince çimin üstü sarı toplarla dolu , hepsi bana bakıyorlar.
Kendime söz vermiştim. Hiç bir şey yapmayacaktım. Dönüş öncesi son iki gün dinlenecektim. DEVAMINI OKU »
Eskilerde mahallemizde süt satılırdı, ve herkes sütü aldığı kişiyi tanırdı. Hala da az da olsa mahalle sütçüleri sütlerini satmaya devam etmektedir. Eğer günümüz değersizliklerine uymayıp, su katmadan veya hilesiz olarak hazırlanmış ise sütler çok lezzetlidir. Annelerin bebekleri için süt aldıklarını bilen sütçü, özenle sütleri tek bir hayvandan almaya çalışır, seçerek getirirdi. Artık bu tip davranışlar kişinin vicdanına kaldı.
Ben torunum Doruk’ için bu lezzetli ve doğal sütler ile hem yoğurt hem sütlaç ,muhallebiler yaparak gönül rahatlığı ile besledim. Hala açık süt dedikleri , tanıdığımız, ve besi yerlerini gidip gördüğümüz kişilerden satın alıyorum. Taze taze mayaladığımız yoğurtları severek yüketiyor ,hem İstanabul hem de Dikili’ de mis gibi sağma doğal süt kullanıyorum.
Kimi günler sütçümüz gelemedi. Günlük sütler alarak ihtiyaçlarımızı giderek zorunda kaldık, ama neyse ki çok fazla ihtiyaç duyma durumum olmadığı için , çok az sayıda pastorize süt tükettik.
Kutu sütler, diğer hazır gıdalar hazırlanırken olduğu gibi, çeşitli işlemlerden geçirilerek tüketime sunulmaktadır. Dayanma süresi artırmak için kullanılan katkı maddeleri, veya gıdayı özünden ayıran işlemler belki amacına ulaşıp süreyi uzatıyor, ancak sağlık için kötü sonuçlara neden olmaktadır.
Daha önce de yazmıştım. Son günlerde, misafirlik sohbetlerinde dahi konuşulan konuların başında “kanser vakaalarının artışı” geliyor mu? Herkesin çevresinde mutlaka bu hastalığa yakalanan var, ve artık yaş da dinlemiyor. Küçük, büyük, yaşlı…
DEVAMINI OKU »
Herkesin gülümseyerek hatırladığı ve çocuklarına anlattığı bir bayram anısı vardır.
Yaş ilerledikçe bu anılar nedense daha sık anlatılır ve herkes ah, ah nerde o eski bayramlar diyerek söylenir durur.
Ama bizler getirmedik mi ? bayramları tatil olarak dinlence ve ailelerden uzakta geçirmeyi.
Şimdi memlekete gidilecek eş dost ziyaretler el öpme faslı,gelen giden ikramlar yorgunluk diyerek bizlerin seçimi ile bu hale gelmedi mi?.
Bayramlarda memlekete gidip gelmek masraflı olur dedik ama, tatil beldelerine gidip daha fazla para harcadık ve hiç masraf oldu diye düşünmedik.
Bayramların özel günler olduğunu tüm aile bireyleriyle bir araya gelip hasret giderildiği,hoşgörünün yaşandığı günler olduğunu biz büyükler yaşayarak anlatamadık.(Bu güzelliği yaşatanlara ne mutlu onların yetiştirdiği evlatlarıda çok şanslılar.)
Çocuklarımıza iyi örnekler veremedik,şimdi vah vah etmenin hiç bir mazereti yoktur derim.
Bayram çekiminde anlatmış olduğum anımı tekrar yazarak anlatmamı isteyen üyelerim için bu satırları yazıyorum.
Hele yurt dışında yaşayan ve orada doğan 2 ci nesil evlatları için benim anlatımım olar için bir tarih dersi gibi tekrar tekrar seyrederek kendi kültürümüzü gelenek ve göreneklerimizi öğrenmekten hoşlandıklarını bu konular hakkında daha fazla yazı yazmamı rica eden anneler için ve videoları seyreden gençler için ayrıca küçük ama gerçekte yaşanmış hikayeleri de yazmaya devam edeceğim.
Ben çekimde anlatdım,herkes erkenden kalkar babalar bayram namazı için camiye gider,annelerimiz veya evin büyük ablası kapının önünü önce sular sonra süpürürlerdi biz çocuklar için bunu seyretmek bir eğlence olurdu.
Tüm sokak veya caddelerdeki evlerden kişiler elbirliği ile sular ve sonra boydan boya süpürürlerdi mis gibi kokardı sokaklar. DEVAMINI OKU »





