Türk Dünyasının Nevruz Bayramı Kutlu Olsun

Bahar’ ın habercisi olan Nevruz binlerce yıldır  Türk toplumlarında kutlananmaktadır. Uzun bir tarihi geçmiÅŸe sahip olan Türk milleti zengin bir kültür birikimine, örf ve adetlerine sahiptir. Bir millet için kültür, sahip olduÄŸu tüm madii ve manevi deÄŸerlerin bütünüdür. Bundan dolayı da kültürümüze sahip çıkmak, geleceÄŸi taşımak zorundayızdır. Çevresel dış faktörler veya medya yolu ile kirletilmeye çalışılan pek çok deÄŸerimiz olsa da, binlerce yıllık geçmiÅŸimiz galip çıkacak ve kültürümüz olması gereken yere yeniden gelecektir. Bunun için çalışıyoruz bunun için bildiklerimizi herkesle paylaşıyoruz.

Türklerin en önemli örflerinden biri olan Nevruz bayramı da hak ettiÄŸi ÅŸekilde kutlanmalı, bir takım etkilerle çirkinleÅŸtirilmemelidir elbette. Bu yüzden Nevruz bayramını, nevruz’ un ne olduÄŸunu bilmeli, çocuklarımıza da öğretmeliyiz.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 855 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Unutmamamız Gereken Kahraman Türk Kadınları

8 Mart 1850 yılında Amerika’ da işçi kadın ayaklanması sonucunda olaylar çıkmış ve yüzden fazla işçi kadın hayatını kaybetmiÅŸti. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag ÅŸehrindeki kadınlar toplantısında yaÅŸanan bu acı olayların anısına 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılması önerisi getirildi ve öneri oybirliÄŸiyle kabul edildi.

Sevgililer gününde sevgiliye, doÄŸum gününde o gün doÄŸan kiÅŸiye, yılbaşında sevilenlere hediye alınır peki ya kadınlar günü olarak kutlanan bu günde acaba ne yapılır? Veya kadının ve erkeÄŸin eÅŸit haklara sahip olduÄŸunu düşündüğümüz bir yüzyılda, kadının hala iÅŸkence ve ÅŸiddete maruz kaldığının önüne geçilmediÄŸi düşünülürse, acaba “erkekler günü” diye bir gün de kutlanacak mı? Veya madur kadınların yaÅŸadığı sorunları sadece televizyonlardaki kadın programlarında mı çözülmeye çalışılacak?

Televizyonlara bakıyorsunuz, birbirinin kopyası olan, ilkesiz yayın yapan kalitesiz pek çok program yayını yapılıyor. Hele kadın programları adını verdikleri programlar var ki Türk kadınını her daim ezilen, hor görülen, aldatılan veya aldatan, şahsiyetsiz olarak göstermekten başka bir görevi yokmuş gibi yayın
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 4,497 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Sağlığımızı tehdit eden şeyleri denetliyor muyuz?

Mersin’in Tarsus İlçesi Belediye BaÅŸkanı Burhanettin Kocamaz, gece kentte bulunan fırınları denetlemiÅŸ. Fırında çalışanları da gördüğü manzara karşısında azarlamış. KeÅŸke o raflar, kapılar paslanana kadar ara ara denetim yapılsaydı.  Buna benzer baskınları UÄŸur Dündar eskiden sık sık yapardı, bizler de ÅŸoka girmiÅŸ olarak izlerdik. Åžimdi de bir belediye baÅŸkanı denetim yapmış ve o sırada kamera ile çekilmiÅŸ görüntüleri de internette yayınlaÅŸmış.

Hürriyet Video’larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!



Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 1,712 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Bir nefes almak için karda bisikletle düştük yollara…

Biraz nefes almam gerekiyordu. İstanbul artık Åžair Orhan Veli Kanık’ ın “İstanbul’ u dinliyorum gözlerim kapalı” ÅŸiirinde yazdığı gibi gözler kapatılıp dinlenemiyor. Åžiir çok güzel ancak ÅŸiirde bahsi geçen İstanbul’ u çeÅŸmeleri, aÄŸaçları, tertemiz denizi, beyefendileri ve hanımefendileri var iken yaÅŸamak ÅŸimdiki İstanbul’ u solumaktan çok farklı olsa gerek. Artık1970′ lerde çevrilen Türk filimlerindeki manzaraları bile kaybetmiÅŸ bir ÅŸehir var bizi boÄŸan. Gün geçtikçe de daha fazla sıkışıyorum. 1980 sonrasında talan edilen ve eÅŸkıya vari insanların cirit attığı koca bir ÅŸehre dönüşmüş durumda.

Her konuda deÄŸiÅŸimin yaÅŸandığı o dönemin sosyolojik etkilerini yazacak deÄŸilim elbette. O etkileri zaten her gün trafikte görebiliyoruz. Kendi memleketinden para kazanmak uÄŸruna büyük ÅŸehre göç etmiÅŸ ve çalarak çırparak mütehatlik yapıp çok para kazanebildiÄŸini görmüş ve varlığını sadece maddi ÅŸeylerle gösterebileceÄŸi ÅŸeyler edinmiÅŸ birini ele alalım. Asaletten bihaber olarak yaÅŸayıp, ki sonradan görme deniyor bu tip kiÅŸilere halk arasında, arabasını yolun ortasına ( mecazi deÄŸil gerçekten arabaların geçtiÄŸi yolun ortası) park edip rahatlıkla arabasından inen bu kiÅŸi tabii ki siz kırmızı ışıkta beklerken sırıtarak yanınızdan geçer, kurukta beklerken sıranızı çalar, kaçak gecekondu yapıp kaçak elektrik kullanır veya kaçak yapılaÅŸmayı oy uÄŸruna destekler, süt diye süttozu satar, yoÄŸurt diye sulu beyaz kıvamda bir ÅŸey satar, katkı maddeli gıdalar üretir, yapar da yapar…Yani bu tip insanlar o kadar çok ki, boÄŸulduÄŸumu hissediyorum bu ÅŸehirde.

Gözlerimi kapamak şöyle dursun, geçen gün Kadıköy’ de yayalara yeÅŸil yanıyor iken karşıdan karşıya gegeçerken, kendisine hala kırmızı ışık yanmakta olan taksi son devirde arabayı hareket ettirdi. Saniye farkı ile bana çarpmadı. “Sonra arabadan inen taksici kibarca benden özür diledi” demem gerekirdi aslında deÄŸil mi!…Tabii ki özür dilemedi, hatta bağırdı yavaÅŸ yürüdüğüm için, daha nasıl hızlı yürünebileceÄŸini sormak aklıma gelmemiÅŸti maalesef.  İşte o anlarda medeniyetin ne anlama geldiÄŸini de daha iyi anlıyor insan. Kocaman bir ÅŸehire gelmiÅŸ ama kendini yetiÅŸtirememiÅŸ cahillerin yoÄŸun olarak barınmaya çalıştığı bir yer İstanbul. O yüzden gözlerimi kapamak bir yana İstanbul’ da ise insan gözlereini kırpamıyor bile. Her an bir cahil veya eÄŸitimli maganda karşınıza çıkıp ezebilir insanı.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
İzlenim -Yorum bölümünden bu yazı , 3,723 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Toprak bu hainliği hiç hak etmedi

Hülya Erol - AnnemMutfakta.TV

Mevsiminde yetişen sebze ve meyvelerle beslenmek sağlık için oldukça faydalıdır. Domatesi yaz mevsiminde yemek, kışın seralarda yetişenlerinden kaçınmak gerekir mesela.

Bu uygulama mutfak masrafına fazladan yük getirir, sera ürünü olduğu için lezzet olarak da yapay tattadır. Yemeklerimizde kullandığımız domates veya biber salçalarını da yazın sonuna doğru evlerimizde hazırlarız veya hazırlamamız gereklidir. Reyonlarda karşımıza çıkan hazır gıdaların içine uzun süre dayanabilmeleri için pek çok madde katıldığından, en iyisi ve sağlıklısı yine eski usullerle, kendi ellerimizle hazırladığımız kışlık gıdalarımızdır. Kışın kendi hazırladığımız salça ile yaptığımız yemeği veya biber kurusu dolmasını sevdiklerimizle birlikte yemenin tadına doyum olmaz. Şehirde yaşayan ve kış hazırlıklarını büyüklerinden öğrenemeyen gençler için bildiğiniz gibi, www.annemmutfakta.tv kültür eğitimini hâlâ devam ettiriyoruz.

Herkes kendi doÄŸduÄŸu ve büyüdüğü topraklarda yetiÅŸen gıdalarla beslense, vücutlarının metabolizması da doÄŸru çalışır. Yurdumuzda her bölge iklim olarak farklılık gösterir. Buna baÄŸlı olarak insan metabolizması iklime ayak uydurmaya çalışarak beslenme alışkanlığını oluÅŸturur. İklimi kuru ve soÄŸuk olan yörelerde yaÅŸayanların beslenme ÅŸekli ile iklimi ılık ve nemli olan yörelerde yaÅŸayanların beslenme ÅŸekli aynı deÄŸildir. Konya’nın yemekleri ile İzmir’in yemeklerinden örnek verecek olursak; Konya’da ağır kış aylarında ısınabilmek için hazırlanan “arabaşı çorbası” veya kenevir helvasının yanında Ege mutfağında zeytinyaÄŸlılar ön plana çıkmıştır.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 1,211 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

“KeÅŸ” peynir deÄŸil kurutulmuÅŸ yoÄŸurttur!

www. AnnemMutfakta.tv

KeÅŸ, hayvancılık yaparak geçinen  atalarımızın  günümüze taşıdıkları kültür hazinesinden ordaya çıkan ürünlerden birisidir. Evin bereketi sayılan ve mutfağın zenginliÄŸini ifade eden yoÄŸurt ile hazırlanır. Yaz mevsimi gelip sıcaklar bastırınca, her evde bir kaç kiÅŸi yaylaya göç ederdi. Yaylalarda doÄŸal otlarla iyi beslenen hayvandan elde edilen ürün de bol olduÄŸu günlerde süt ile çeÅŸitli kışlık gıdalar hazırlanırdı. İşte bu hazırlıklar içinde yer alan “keÅŸ” önemli bir yer tutardı. SoÄŸuk kış günlerinde bolca kullanılan “keÅŸ”, yemeklere kattığı lezzet ile mutfaklara bereket getirirdi. Tabi sadece geçmiÅŸ zamanlarda ait deÄŸildir,   günümüzde de  “keÅŸ” i bilen ve mutfağında kullananlar da var elbette.

Gelelim keşin hazırlanış aşamalarına;
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Güncel bölümünden bu yazı , 2,045 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Çocuklar okullarda nasıl besleniyorlar, biliyor muyuz?

www.AnnemMutfakta.TV
Anne ve baba’nın en deÄŸerli varlığı evlatlarıdır. Onları saÄŸlıklı ve güvenli bir ortamda büyütmek isterler. Anne baba olmayı biz insanoÄŸluna kimse öğretmez. Bir bakarsınız anne baba olmuÅŸsunuz . Anneler hamilelik sürecinde, içgüdüsel olarak yaÅŸayarak, bazen de zorlanarak öğrenir. Karnındaki çocuÄŸunun doÄŸal geliÅŸimini yaÅŸayarak evladı ile iletiÅŸim kurar ve ikisi birlikte büyür aslında. Babalar bu devrede doÄŸal olarak duygusal bir geliÅŸim yaÅŸayamazlar. ÇocuÄŸu doÄŸduktan sonra onu kucağına alan baba, o andan itibaren ilk duygusal yaklaÅŸmada bulunur veya daha sonraları gerçek iletiÅŸime geçerler. DoÄŸanın kanunu bunu gerektirir.

Aileler çocukları evde iken onları sağlıklı beslemeye özen gösterirler. Ailenin kültürü, geleneği, alışkanlıkları , gelir durumu veya tahsil durumu beslenme şeklini belirler. Ancak çocuklar okul çağına gelip evden çıktığı zaman beslenme alışkanlıkları konusunda daha dikkatli davranmak gerekir.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
İzlenim -Yorum bölümünden bu yazı , 2,614 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Aile bütçesine katkı mutfakta başlar

Eskiden ev hanımları mutfakta geliştirdikleri yöntemler ile aile bütçesine büyük katkı yapardı. Özellikle evde hazırlanan gıdalar sayesinde, gözle görünmeyen ancak hesap çıkarıldığında cebimizi koruyan büyük tasarruf sağlanırdı.

Kadınların çalışma hayatına girmesi ile zaman darlığı bahane edilerek gıdaların evde hazırlanması konularına gereken önem verilmemeye başlandı, hatta bu konu unutuldu. Batı özentisi ve tüketim toplumunun kölesi olma hali pek çok insanı sahip olduğu kültüründen neredeyse utanır hale getirdi. Kendi kültürünün zenginliğinden bîhaber olan gençler, pirohi (huluçka) dururken ravyoliyi (İtalyan mantısı ravioli), erişte dururken Çin makarnasını bilir oldular. Evlerde pişen sebzeli sulu pilavlar unutuldu, onun yerine rizotto yemek matah bir şey sanıldı. Şerbet ve şuruplarımızın bir kenara itilip, gazlı içeceklere bağımlı hale gelinmesini de unutmamak lazım.

Ev hanımlarının mutfakta yiyecek saklarken kılı kırk yararak geliştirdikleri yöntemler, onlara besinlerin her kısmının da değerlendirilebileceğini öğretmişti. Sınırlı imkânları ile geçinen ailelerde annelerin mutfaktaki tasarımları ve israfı önlemek için geliştirdikleri yemek çeşitleri büyük oranda gıdaların çöpe dökülmesini de engellemiştir. Taze sağılmış sütün her damlası yoğurt, tereyağı, peynir olarak değerlendirildiği gibi, bayat ekmeklerin çeşitli gıdalarla birlikte pişirilerek (tirit çeşitleri) yemek olarak yenmesi ve çöpe atılmamasını örnek olarak verebiliriz.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 2,218 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

İstanbul’ da otobanın yanıbaşında yetiÅŸtirilen sebzeler zehir saçıyor

Yıllardır her gün geçtiÄŸimiz yol kenarındaki tarlayı kısa bir süre önce farkettim. DiÅŸlerimde sorun var ve bir süredir liseden arkadaşım Beste’ nin muayenehanesine gidiyorum. Birkaç diÅŸimin ufak tefek iÅŸlerinden sonra, o gün, yani bu tarlayı farkettiÄŸim gün, bir diÅŸimin çekilmesine gelmiÅŸti sıra. Oldukça zorlu bir çekimdi. DiÅŸim çekildikten sonra dönüş yolunda etrafıma bir baÅŸka gözle bakmış olmalıyım ki, otobanın hemen yanındaki koskoca tarlayı da ilk kez farkediyordum. Bir sonraki dişçiye gidiÅŸimde tarlayı inceleyip fotoÄŸrafını çekmeye karar vermiÅŸtim. O gün bu gün iÅŸte. Arabayı tarlanın bir ucuna doÄŸru giren yolda park ettim. Tarlanın bir kaç fotoÄŸrafını ve video görüntüsünü aldıktan sonra tahta barakalarda sebze satanların yanına yöneldim. Arkasınra Türk bayrağını asmış olan amca beni görünce bir ÅŸey alacağımı zannederek tezgaha yanaÅŸtı. Ben tarlanın onlar tarafından ekildiÄŸini öğrenince sorularımı arka arkaya sıraladım. Nasıl oldu da İstanbul’ un göbeÄŸinde böylesine büyük bir arazi binasız kalabildi diye merak ediyordum ki arsanın çok yakın bir zamanda satıldığını ve büyük bir inÅŸaat ÅŸirketinin kocaman binalar dikeceÄŸini öğrendim.

Ama beni asıl ilgilendiren bu tarlada yetişen onca sebzenin ne olduğu idi. Tezgahta sergilenen sebzelerden bazıları şalgam, turp, pırasa, roka, maydanoz ve hatırlamadığım birkaçı idi. 
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 1,599 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın

Kış Sebzelerini Kuyularda Saklardık

Eskiden evimizin bahçe kapısının mutfağa en yakın olan yerinde 3-4 kuyu açılırdı.
Birinci kuyu 40-50 santim eninde ve derinliğinde, diğeri 60-70 santim eninde ve derinliğinde, bir diğeri de 80-80 santim olarak hazırlanırdı. Açılan kuyulardan çıkartılan topraklar bir kenara konur, içlerine çuval kumaşı serilirdi. Tahta parçaları kenarlara özenle yerleştirilir ve kuyuların içine pırasa, lahana, turp, şalgam, mor ve sarı havuçlar doldurulurdu. Sonra üzerine yeniden tahta parçaları yerleştirilir ve en üst bölüme çuval kumaşı serilirdi. Çuval kumaşının üzerine de özel bir karışım yerleştirilir ve hepsi tahta parçası ile kapatılırdı. Sonrasında, bu düzeneğin yan taraflarına kuyu içinden yiyecek alırken tutamak görevi görmesi için özel saplar çakılırdı.

Biz çocuklar için pencerede oturup bu kuyuların açılmasını seyretmek, büyük bir eğlence olurdu.
Yazının devamını okuyun »

Paylaşın:
  • Facebook
  • Arkadasina E-posta ile gonder!
  • RSS
  • Yazdir!
  • Yaziyi PDF e cevir!
  • del.icio.us
  • Google
  • Live
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo!
  • Yahoo! Buzz
  • Yigg
Kategorilenmemiş bölümünden bu yazı , 1,302 defa okundu...
Bu Yazıyı Paylaşın